Gözebatmayan yeşillik herhangi bir kamyon şoförü hayalidir. Dereotu tohumlar ile yayılır, ekimden önce toprağa biraz kum eklenmesi istenir. Tohumlar birbirinden 5-6 santimetre uzaklıkta bulunan tüylerle birlikte ekilir. Ekimden önce toprak iyice nemlendirilmelidir. Dereotu için büyük ve sığ kutular seçmek tercih edilir. Bunugüneşten başka diğer ışık kaynakları da yapar.Işık TV üzerinden geçerek kişiye ulaşmalıdır. en az parlaklığa sâhiptir.Normal ampulden elde edilen ışık, güneş ışığından 350, floresans ışıkları ise 8000 defâ daha parlaktır. İlk defâ 300 sene önce Leonardo da Vinci tarafından düşünülmüş ve Philipsh4 kullandım. Bu zamana kadarki en iyi ışığı aldığım üründü ancak 6 ay gibi bir sürede ledleri iyi ısı transferi olmadığı için bozuldu. Alyen ampülün yerine takıldıktan sonra ledi sağa sola çevirip optimum Işık deseni için ayarlama yeri. Halojen ampüle en yakın ışık deseni sonrası vida sıkılacak. PhilipsCorepro 10,5-75W Beyaz Işık Led Ampül 10'Lu Paket en iyi fiyatla Hepsiburada'dan satın alın! Şimdi indirimli fiyatla sipariş verin, ayağınıza gelsin! yöntemleriylede toplum kaynaklarını etkilediği dikkate alınırsa; önemli ve kıt kaynaklardan olan para, zaman, enerji, gibi kaynakları; yerinde ve ölçülü kullanılması, satın alma faaliyetlerinin etkin bir biçimde planlanması ve bu plana göre yürütülmesi gerekmektedir. bGSdz0. Günümüz aydınlatma teknolojisinde kullanılan lambalar, ya ısıl radyasyon ile ya da bir gazın deşarj olması ile ışıldama yapan ışık kaynaklarıdır. İyi bir aydınlatma sistemi için doğru lamba seçimi çok büyük önem taşımaktadır. Aşağıda, günümüzde en çok kullanılan ışık kaynakları genel anlamda ele alınmıştır. Enkandesan Lambalar Enkandesan lamba, ısıl radyasyon yayan ve bir rezistansın ısınması ile ışıldama yapan ışık kaynağıdır. Bu lamba bir tungsten filaman ve bir cam hazneden oluşur. Bu cam hazne; lambanın tipine göre havası alınmış vakum ortam veya nitrojen ya da argon gibi bir soygaz ile doldurulmuş olabilir. Soygaz, cam hazne içindeki tungsten filamanın sıcaklığı artırmanın yanında ayrıca buharlaşma etkisini de azaltır. Bu, lambanın etkinlik faktörünü η ışık etkinliği artırır. Buna rağmen, enkandesan lambaların etkinlik faktörleri oldukça düşüktür. Halojen lambalar, ışığı enkandesan lambalardan daha verimli bir şekilde üretirler. En iyi ışık etkinliği oranı deşarj lambalardan elde edilir. Enkandesan lambaların servis ömrü ortalama 1000 saattir. Enkandesan lambaların servis ömürleri ve ışık akıları, lambayı besleyen şebeke gerilim değeri ile değişir. Örneğin, 100W’lık bir enkandesan lamba 2700 K renk sıcaklığında 12,5 lm/W etkinlik faktörüne sahip olmaktadır. Çeşitli gerilim değerlerinde çalışan enkandesan lambalar mevcuttur. Örneğin, otomobillerde 12 V, Amerika’da 115 V, Japonya’da 100 V ya da Avrupa’da 230 V ile çalışan enkandesan lambalar üretilmektedir. Halojen Lambalar Isıtılmış bir tungsten filaman, 300 nm ile 2000 nm arasında değişen ve süreklilik gösteren bir spektruma sahiptir. Fakat filaman sıcaklığına bağlı olarak, insan gözünün görebileceği ışık dalga boyu 400 nm ile 700 nm arasında olabilmektedir. Halojen lambalar enkandesan lambaların geliştirilmiş şeklidir. Bu lambalarda cam haznenin içi halojen gaz ile doldurulmuştur. Lamba içindeki halojen gazı tungsten buharı ile tepkimeye girerek tungsten halojenür formuna dönüşür. Oluşan bu gaz hazne içindeki sıcaklığın 250 ⁰C üzerinde kalmasını sağlar. Bu halojenür madde, hazne içindeki filaman civarlarından geçerken filaman sıcaklığı nedeniyle tungsten, halojenürden ayrılarak filaman üzerinde toplanır. Bu süreç, filamanın daha yüksek sıcaklıklarda 3000 K işletilmesine olanak sağlarken aynı zamanda lamba ömrünü de uzatır. Halojen lambaların en önemli avantajları; etkinlik faktörünün ışık etkinliği 25 lm/W değerlerinde olması, enkandesan lambalardan daha uzun servis ömürlerinin olması örneğin 2000 saat, sabit ışık akısına sahip olmaları, beyaz ışık renginde olmaları ve daha küçük boyutlarda olmalarıdır. Halojen lambaların farklı gerilim değerlerinde çalışan tipleri vardır. 230 V şebeke gerilimi ile çalışanlarının yanı sıra; 6, 12 ya da 24 V gerilimlerle çalışan halojen lambalar da mevcuttur. Deşarj Lambaları Deşarj lambaları, lamba içinde bulunan gazın ya da metal buharının iyonize olması ile meydana gelen elektriksel deşarj ile ışık üreten lambalardır. Deşarj tüpünün içinde bulunan gazın tipine bağlı olarak; ya direkt olarak insan gözünün görebileceği ışık oluşur ya da UV radyasyonu, lamba tüpü içinde kimyasal bir madde kullanılarak insan gözünün görebileceği ışığa çevirerek lambadan fayda sağlanır. Alçak Basınçlı ve Yüksek Basınçlı lambalar, tüp içindeki gazın basıncına bağlı olarak birbirinden ayrılırlar. Deşarj lambaları, çalışmaları için bir balasta ihtiyaç duyarlar. Bu balast, lamba içinden geçen akımı sınırlama görevini yerine getirir. Bir deşarj lambasını ateşleyebilmek için, bir starter ya da ateşleyicinin lamba devresinde yer alması gerekir. Bu devre elemanları; gerekli olan yüksek voltajı, deşarj tüpü içindeki ve iyonize olması gereken gaz katmanına tatbik eder. Böylece lamba ateşlenerek ışıldama gerçekleşir. Deşarj lambalarının servis ömrü lambanın ekonomik ömrü ile yakından alakalıdır. Bir aydınlatma sisteminde lambanın çalışma koşulları dikkate alınmalıdır. Örneğin; bozuk filamana sahip bir deşarj lambasının ışık akısının, filamanı sağlam bir lambaya göre düşüş göstermesi görülen bir sonuçtur. Bunun nedeni, deşarj mekanizmasının kalitesinin düşmesi ve tüp içindeki flüoresan maddesinin yıpranmasıdır. Sistemin ışık akısı değerinin belirlenen minimum değerin altına düşmemesi gerekir.Sistemin ilk kurulumunda elde edilen ışık akısı değerinin %80 ve üzerinde olması beklenir. Flüoresan Lambalar Flüoresan lambalar alçak basınçlı deşarj lambalarıdır. Bu lambalar, 3 ya da 5 önemli renk spektrum bölgesine sahiptirler. mavi, yeşil ve kırmızı bölgelerde Bu özellik flüoresan lambaların renksel geriverim özelliklerinin iyi olmasını sağlamaktadır. Lamba tüpünün iç kısımlarında UV radyasyonu görünür ışığa çeviren kimyasal katman vardır. Bu kimyasal katmanın içeriği, lambanın rengini ve renksel geriverim özelliklerini belirler. 26 mm çapındaki T8 T26 flüoresan lambaların ışık etkinliği etkinlik faktörüoranı yüksek olup, servis ömürleri de uzundur. Diğer flüoresan lambalar gibi, lambadan çıkan ışık akısı çevre sıcaklığına bağlı olarak değişir. Örneğin; lambanın ışık akısı -20 ⁰C’de kapasitesinin %20’sinin, +60 ⁰C’de kapasitesinin %80’inin altına düşmektedir. 16 mm çapındaki T5 T16 flüoresan lambalar daha yüksek ışık etkinliği etkinlik faktörü oranına sahiptirler. T5 flüoresan lambalar yalnızca elektronik balast ile çalıştırılırlar. T5 flüoresan lambalarda 2 tip ürün grubu vardır 1. Yüksek Işık Etkinliği etkinlik faktörü’ ne sahip lambalar olup 14W ile 35W güç aralığında üretilirler. Bu lambalarda amaç maksimum ekonomidir. 2. Yüksek Işık Akısı’na sahip lambalar olup 24W ile 80W güç aralığında üretilirler. Bu lambalarda amaç, yüksek tavanlı mekânların endirekt ya da direkt olarak aydınlatılmasıdır. 7 mm çapındaki flüoresan lambalar ise 6W ile 13W aralığındaki güçlerde üretilebilmektedir. Bu lambalar, gösterge, mobilya ve resim aydınlatmasında kullanılmaktadır. Yüksek Basınçlı Deşarj Lambaları Yüksek basınçlı deşarj lambaların en önemlileri Metal Halide Lambalar ve Yüksek Basınçlı Sodyum Buharlı Lambalardır. İçinde birçok metalin birleşiminden oluşan halojenürlerin kullanıldığı metal halide lambaların ışık etkinliği etkinlik faktörü ve renksel geriverimleri yüksektir. Bu lambalar çift uçlu, tüp şeklinde, elips şeklinde, yüksek yoğunluklu ve uzun ömürlü olarak sıcak beyaz ww ve soğuk beyaz nw ışık renklerinde imal edilebilmektedir. Hemen hemen tüm metal halide lambalarda UV radyasyonu emici nitelikte cam hazne bulunur. Yüksek basınçlı sodyum buharlı lambaları ayıran en önemli özellikler, UV içermeyen sıcak ışık rengine sahip olmaları ve yüksek ışık akısı değerine sahip olmalarıdır. Metal halide lambaları gibi çift uçlu, tüp şeklinde, elips şeklinde imal edilmektedirler. Renksel geriverimi düşük olan lamba tipleri Ra≤59 sokak aydınlatması için kullanılmaya uygundur. Renksel geriverimi iyileştirilmiş olan lamba tipleri Ra≤69 çoğunlukla endüstriyel tesislerin aydınlatılması için, iyi renksel geriverime sahip olan lambalar ise Ra≥80 dekoratif uygulamalarda ve mağazalarda vurgu aydınlatması amacıyla kullanılmaya uygundur. Meta halide lambalar ve yüksek basınçlı sodyum buharlı lambalar balast ve ateşleyiciye gereksinim duyarlar. Çoğu lamba tipi elektronik balast ile çalıştırılır. Bu lambaların dim edilebilmesi, renk tutarlılığının korunabilmesi bakımından sıkıntı yaratabilmektedir. Günümüzde bu lamba tipleri için dim edilebilen elektronik balastların kullanımı mümkündür. LED Işık Kaynakları LED, İngilizcede Light Emitting Diodes kelimelerinin kısaltılmışıdır. Bir LED yongası yapı itibarı ile N ve P tipi yarıiletken katmanlar arasına sandviç edilmiş aktif katman tabakasından ve bunların elektriksel bağlantılarından oluşan opto elektronik bir elemandır. LED'ten doğru yönde bir akım geçirildiğinde elektronlar aktif katmanı uyarır ve aktif katmanda ışık üretilir. Üretilen ışık doğrudan veya reflektörden yansıma ile pencere katmanından yayılır. LED'ler aktif katmanın materyal yapısına bağlı olarak görülebilir ışık tayfının belirli bir bölümünde ışık yayarlar. Başka bir deyişle tek renk ışık üretilir ve aktif katmanda kullanılan materyal LED ışığının rengini belirler. Yüksek seviyede ışık veren renkli LED'lerde aktif katman olarak farklı materyaller kullanılır GaAs, Gap, GaN, AlInGaP ve InGaN. LED'lerle beyaz ışık üretmek iki yöntemle mümkündür. Bunlardan birincisi; kırmızı, yeşil ve mavi üç adet LED yongasını bir kılıf içersinde kullanarak beyaz ışığı elde etmektir. İkinci yöntem ise mavi LED yongasında üretilen ışığın bir fosfor tabakasını uyararak beyaz ışık üretilmesidir. LED'ler doğru akımla çalışırlar. Elektrik devrelerinde LED'ler normal diyotlar gibi davranırlar. Farklı olan yanı normal diyotlarda 0,7 Volt civarında olan birleşme gerilimi yerine, renklerine göre 1,6 V ile 4 V aralığında değişmektedir. Devreye bağlanırken polaritelerine dikkat etmek gereklidir. LED'ler genellikle seri bağlanıp bir dizin oluşturularak 10, 12, 24, 48V doğru akım veren elektronik güç kaynakları ile beslenirler. Tasarım yapılırken üreticisinden temin edilecek teknik bilgiler göz önüne alınarak optimum ışık ve elektriksel değerler ile çalıştırılmalıdır. Eğer elimizdeki LED hakkında hiçbir teknik bilgiye sahip değilsek 20 mA akımla sürülmesi önerilir. LED rengine göre ışık etkinliği farklılık gösterir. Örnek; kırmızı en yüksek verimliliğe sahiptir 45 lm/W, sarı 35 lm/W, yeşil 18 lm/W, mavi 8 lm/W civarındadır. Aydınlatmada beyaz ışık önemli olduğuna göre beyaz LED için verimlilik, üretici firmalara göre değişmekle birlikte 18 – 25 lm/W arasında değişmektedir. Teorik olarak yapılan hesaplamalar ve deneyler LED'lerden saat üzerinde bir süre istifade edebileceğimizi ortaya çıkarmaktadır. Elektriksel, ısıl kondisyon soğutma, çevresel etkiler, kullanılan çevre elemanları, kılıfın materyal yapısı vb. etkenler göz önüne alındığında saat ve üzeri hizmet ömrü olduğu kabul edilebilir Kaynak Son düzenleyen SaKLI; 1 Mart 2013 1356 tarihli yazı 100116 kez okunmuştur. Ampul ile ilgili ilk çalışmalar 1802 yılında İngiliz Humprey Davy tarafından, platin ince bir şeritten akım geçirilerek ilk enkandesan ışığının elde edilmesi ile başlamıştır. Elde edilen ışık pek parlak değildi ve fazla uzun sürmemişti ancak bu tarihten sonraki 75 yıl boyunca bu çalışmalara örnek olmuştur. Bunun dışında 1809 yılında Davy, 2000 adet pile bağlı iki karbon çubuk ile ilk ark lambasını yapmış ve İngiliz Kraliyet Enstitüsü’nde ilk sunumunu gerçekleştirmiştir. 1840 yılında İngiliz Warren de la Rue, vakumlanmış cam bir tüp içine bobin sarımlı bir platin tel yerleştirmiş ve üzerinden akım geçirmiştir. Elde edilen ışık verimli olmasına rağmen platinin pahalı olması sebebiyle lambanın kullanılması, ticari açıdan o tarihler için mümkün değildi. Bu zamandan itibaren çeşitli bilim adamları ampul için uygun lamba teli flaman bulmak için araştırma yapmaya başladılar. 1840’da Joseph Swan karbonize, kağıt filamanını kullanarak ilk işlevsel ampulü yaptı ve 1860’da patentini aldı. Ancak ampul sönük ışık yayıyordu ve yanma süresi çok kısaydı. Ampulün tam iş görebilmesi için güç kaynağına ihtiyacı vardı. Sir Elliot Thomas benzer teknolojiyi kullanarak ticari olarak uygun ampulü 1875’te üretti. Ayrıca ampul üzerindeki çalışmalarının ardından bambu filamanlı lambayı ortaya çıkardı. Herman Spiegel’in vakum pompasını kullanan Elliot Thomas başarılı bir şekilde lambasını vakumlamayı başardı. Enkandesan lambanın ve elektriğin gelişimine katkıda bulunmuş en önemli isim şüphesiz Thomas Edison’dur. Aslında ampulü gerçekten icat eden kişi o değildi ancak ampulü geliştirmek için çok çalıştı. 1879’da yüksek vakum ve karbonize flaman yardımıyla uzun yanan, yüksek verimli ışığı üretti. Evlerin pratik şekilde aydınlatılması konusunda da çalışmalar yaptı. Edison sadece akkor aydınlatmayı oluşturmadı ayrıca akkor ışığını daha güvenli, pratik ve ekonomik hale getiren gerekli elementleri bulunduran elektriksel aydınlatma mekanizmasını geliştirdi. Ampul için en iyi flamanı bulma çalışmaları sürerken, Edison pratikliği sağlayan ve elektrik ışıklarında kullanılan yedi sistematik element icat etti. Aralık 1879’da Edison halka akkor aydınlatma sisteminin sunumunu yaptı. Enkandesan ışığının başarısı Edison’un çok kişi tarafından tanınmasını sağladı. Elektrik her yana yayıldıkça Edison’un serveti ve şöhreti büyüyordu. 1889’a kadar şirketleri gelişim gösterdi, daha sonra Edison General Electric şirketi kuruldu. Şirket kendi isminde olmasına rağmen şirketi kontrol edemedi. Gelişen aydınlatma endüstrisinin sermayeye ihtiyacı, onun gibi bankacılarla işbirliği yapmasını sağladı. 1892’de şirketini, önde gelen şirketlerden Thompson-Houston’la birleştirdi ve şirketin ismi General Electric oldu. Cam ampul ilk olarak Matthew Evans ve Henry Woodward tarafından tasarlandı. Bu sırada bilim insanları deşarj lambaları üzerinde çalışıyorlardı. Önce tüpün içindeki karbondioksitin daha sonra kripton ve argon soy gazlarının kullanımı sayesinde ampulün verimliliği arttırıldı. Akkor lambada ışıyan madde olarak bambu, platin, karbon denenmiş, sonra daha dayanıklı olan tungstene geçilmiştir. İlk akkor lambalar, içlerindeki filaman çalıştırıldıkça hızla eskidiği için, en fazla 1 günlük bir çalışma ömrüne sahipti. Cam ampuller vakumlanarak, kararlı gazların da eklenmesi ile performansları artırıldı ve akkor lambaların ömrü 1 yıla çıkarıldı. Günümüzde, o dönemden kalma hâlâ çalışır halde el yapımı akkor lambaların olması şaşırtıcıdır. Örneğin Livermore’daki Kaliforniya, ABD bir itfaiye merkezinde bulunan 4 W’lık bir karbon lamba tam yüz on yıldır kesintisiz yanmaktadır. 1901’de Peter Hewitt mavimsi beyaz ışık yayan civalı buhar lambasını tanıttı. Sonra sodyum buharı kullanarak daha fazla ışık veren lamba icat edildi. Willies Whitney, flamanı yanma ve korlanmadan korumak için metal kaplama ve karbon flaman kullandı. 1906’da General Electric tungsten filamanı piyasaya sürdü. Bu flamanın erime noktası diğerlerinden daha yüksekti. 1910 yılında bir başka mühendis, William Coolidge dayanıklı tungsten filamanı icat etti. Arabalarda ve neon lambalarda kullanıldı. 1930’da fotografik flaş ampulü keşfedildi. Flüoresan lambanın ışıması, ilk kez 1937 yılında New York Dünya Fuarı’nda gösterildi. Flüoresan lambanın çalışması, temelde bir ark lambasında alçak basınçlı cıva buharının deşarjı ile oluşturulan morötesi ışınımın, flüoresan etkili fosforik yüzeye temas ederek görülür ışık oluşturması prensibine dayanmaktadır. Etkinlik faktörü 70 lm/W’a varan flüoresan lambalar uzun ömürleriyle iç aydınlatmada 20. yüzyıla damgalarını vurmuştur. İnce T5 flüoresanlar yüksek verimlilikleri ve ince tasarımları ile bu alanın ön plana çıkan ürünleri olmuştur. Kompakt flüoresan lambalar kıvrık tasarımları, kendinden balastlı ve E27 duy tabanlı olmaları sayesinde enerji tasarrufu seçeneği sağlamıştır. Flüoresan lambaların iç aydınlatma için tasarlandığını, düşük ve yüksek ortam sıcaklıklarında daha az ışık verebildiklerini belirtmek gerekir. 1940’larla birlikte yumuşak akkor ampülleri, 1950’lerle birlikte ise halojen lambası ortaya çıktı. 60’lar ve 70’lerde eliptik reflektör ve metal halojen tuzu lambası üretildi. Ve son olarak 1990’da Philips, manyetik endüksiyon kullanan, saatlik ampulü piyasaya sürdü. Günümüzdeki aydınlatma üreticilerinin çoğu, küreselleşen ekonomi politikalarıyla, lamba üretiminin büyük bölümünü Uzak Doğu’da gerçekleştirmektedir. Floresan lambalar içerdikleri 3-4 mg ağırlığındaki cıva nedeniyle, doğrudan çöpe atıldıklarında çevreye zarar verirler. Mevcut durumda ülkemizde kişi başına yılda ortalama iki flüoresan lamba tüketiyor olsak, bu yılda yaklaşık yarım ton cıvaya karşılık gelir ki bu da çevre kirliliği açısından küçümsenemeyecek bir rakamdır. Aydınlatmada akkor lamba ve floresan kullanımının yaygınlaşması, kullanılan ışık kaynağı kadar reflektörlerin optiksel yerleşimin, mekanik duy malzemelerini, elektriksel balast ve besleme devrelerini de ön plana çıkarmıştır. Böylece aydınlatma sırf uygulamanın ötesinde, bir “mühendislik tasarımı” haline de gelmiştir. Bu bağlamda, özellikle yol aydınlatmasında sodyum lambaların, dış aydınlatmada yüksek güçlü metal halide lambaların yoğun kullanımının etkisine de dikkat çekmek gereklidir. Ülkemizde birkaç yıl içerisinde akkor lambaların piyasadan kalkacağını söyleyebiliriz, çünkü 2009 yılı itibarıyla Avrupa Birliği’nde 100 W üstü akkor lambaların kullanımı yasaklandı, 2012 yılından sonra da akkor lambaların üretimi durdurulacak. Teknik olarak, akkor lambaların verimlilik ve lümen/Watt cinsinden etkinlik değerleri çok düşüktür. Yani bu tür lambalar enerjisinin çoğunu görülür ışık yerine çevreye kızılötesi bölgede ısı olarak yayıyor. Bu noktada, verimliliği neredeyse flüoresan lambalara yetişen yeni nesil LED’leri tercih edeceğiz gibi görünüyor. Belki bu şekilde, toplam elektrik enerjisi sarfiyatının beşte birini oluşturan aydınlatma harcamalarımızda tasarruf sağlayabileceğiz. LED’ler, yani Işık Yayıcı Diyot’lar günümüzün en popüler ışık kaynaklarıdır. İlk LED, 1907’de icat edilmiş, ancak 1960’lı yıllarda kızılötesi LED’lerle ticari olarak pazara çıkılabilmiş. Ticari beyaz LED’leri ise çok yeni bir tarihte, ancak 1996’da görmeye başladık. Bugün ise trafik lambaları, reklam panoları, cep telefonları, televizyonlar dahil gösterge piyasasının zirvesini LED’ler zorluyor. Yapıları itibarıyla, bir LED’in merkezinde çip şeklinde, yarıiletken bir diyot bulunur. Bu diyot, fazlaca elektron içeren n-tipi malzeme ile p-tipi zıt katkılı yarı iletkenler arasındaki aktif katmandan oluşur. Bir reflektör yuva içerisine konulan diyot, maksimum ışık çıkışı için mercek biçimli epoksi ile kaplanır. Gerilim uygulanması ve elektronların ve boşlukların aktif katmanda karşılaşıp birleşmeleri sonucu, yarı iletkenin enerji yapısındaki dalga boylarında, yani renklerde, ışık çıkışı sağlanır. LED’lerde beyaz renk farklı uygulamalarla elde edilmekle birlikte, genelde mavi ışığın yolu üzerine fosfor konulmasıyla elde edilir. Günümüzde 1 W’tan 3 W’lık LED’lere geçiş başarıyla sağlanmıştır. LED’lerin güçleri arttıkça ısındığı ve özel soğutma teknikleri gerektirdikleri biliniyor. Ayrıca LED’lerin büyüklükleri, çalışma ve aydınlatma şekilleri mevcut armatürlerinkinden tamamen farklı olduğundan, özel fotometrik ölçüm, yöntem ve ekipmanlar gerektiriyor. Ancak LED’lerin küçük ve uzun ömürlü olmaları, enerji verimlilikleri, hızları ve ışık şiddetlerinin kolayca ayarlanabilmesi gibi özellikleri, onlara henüz vazgeçilemeyen avantajlar sağlamış durumda. Gelecekte aydınlatmada yenilikler ne yönde olacak sorusunun cevabı için ise, başımızı kaldırıp gökyüzüne bakmamız yeterli En büyük ve en saf ışık kaynağımız Güneş yukarıda, ışığını alıp daha verimli depolamamızı bekliyor. Dünya’da Güneş’in yaydığı 6500 Kelvin renk sıcaklığındaki ışınımın sadece iki milyarda birini alabiliyoruz. Ülkemiz, İspanya’dan sonra, konumu itibariyle Avrupa ülkeleri arasında rekor seviyede güneş ışığı alıyor. Şimdi bilimsel çalışmalar kuantum verimliliği artırılmış güneş hücrelerinin yapımına odaklanmışken, endüstri de çevreye zarar vermeden bunların üretim maliyetlerini düşürmenin yollarını arıyor. İleride dekoratif de olsa, eski ışık kaynaklarından sadece mumları evlerimizde kullanıyor olacağız, ama çok değil 10-20 yıl içinde güneş ışığı ve enerjisi tüm evlere girmiş olacak. Alper COPLUGİL İnsanoğlunun ilk ışık kaynağı Güneşti. Zamanla çeşitli aydınlatma yöntemleri keş­fedildi. On binlerce yıl önce reçine ve odun parçalarından yapı­lan meşaleler ilk aydınlatma araçlarıydı. 5000 yıl önce hayvan yağ­larının yakılması ile ışık el­de edildi. Kandil ve mumlar kullanılmaya başlandı. *18. yüzyılda 1786 İngilte­re ve Almanya'da evlerin aydınlatılmasında gaz lam­bası kullanılmaya başlandı. Gaz, borularla ev ve caddelere dağıtıldı. Gaz lambalarının kullanımı yaygınlaştı. Böylece uzun süreli aydınlatma süreci başladı. 19. yy'da yağ lambaları ve mum yapımında balina yağı kullanıldı. Daha sonra balina yağı yerine petrol ürünleri kullanılmaya başlandı. 1879; Thomas Edison tarafından elektrik lambası ampul icat edildi. Levis Hovard Latimer uzun süre dayana­bilen karbon filamanlı ampulü icat etti. Ardından bugün hala kullandığımız tungsten filamanlı ampul icat edildi. İç çeperleri floresan madde ile sı­vanmış, güneş ışığına benzer ışık yayan floresan lamba 1927'de icat edildi. Dünya nüfusundaki artış; ♦ Enerji kaynaklarının hızla tükenmesi­ne, ♦ İhtiyaç duyulan enerji miktarının ve ♦ Enerji üretim giderlerinin artmasına neden olmuştur. Bu durum; insanoğlunu enerji tasar- I ruflu ampuller kullanmaya yönlendir­miştir. 1962'de Nick Holonyak tarafından LED lamba icat edildi. 1980'de ampulden daha parlak olan ha­lojen lambalar icat edildi. Halojen ve LED lambalar uzun ömürlü olup tasarrufu sağlasa da aydınlatma gücü floresan kadar iyi değildir. İnsanların yaptığı ışık kaynaklarından biri de lazerdir. Lazerden çıkan ışık, ince ve çok par­lak bir ışın demeti halinde çok uzaklara, dağılmadan ulaşır. Geçmişten günümüze kullanılan ışık araçları geçmişten günümüze ışık kaynakları kronolojisi geçmişten günümüze ışık kaynakları nelerdir Ay ışıgı ve gün ışığından başka aydınlık bilmeyen insanoğlu ateşin bulunuşuyla yeni bir ışık kaynağına kavuştu. Sacayakların üzerine konan korlar ilkel insanlar için ışık kaynağı olurken zamanla elde taşınan meşaleler geliştirilmiştir. Klasik çağlarda içyağından yapılan mumlar üretilebilmiştir. 1784′te Argant çift hava akımlı ambayı buldu. Lebon’un bulduğu havagazıyla çalışan lambalar 1805′te İngiltere’de sanayi kuruluşlarında kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminde havagazı lambaları başlarda İstanbul’da ve yanlız saraylarda kullanılmaya başlanmıştır. 1853′te sırf bu amaçla bir gazhane kurulmuştur. Modernleşmeyle beraber Edison ve Swan’ın 1879′da akkor lambayı bulmasıyla aydınlatma kavramında bir devrim yaşanmıştır. Kapalı mekanlarda elektrikle aydınlatma kriterlerinden önce tasarruf açısından gün ışığından mümkün olduğu kadar fazla yararlanmak gerekir. Mimari yapı itibarıyla büyük ama ısı izolastonunu engellemeyecek pencereler bulunması doğru bir aydınlatma için baş koşuldur. Bu aşamadan sonra yapay aydınlatma kriterlerinin uygun şekilde sağlanması gerekir. Bilindiği gibi yapay ışık doğru ayarlanmadığında yorucu etki yapmaktadır. Bunun için insan bünyesinin alışık olduğu gün ışığı taklit edilmelidir. Bu aşamadı bazı önemli kriterlere dikkat etmek gerekmektedir. * Işık Doğrudan göze gelmemeli yukarıdan aydınlatmalıdır * Dekoratif amaçlı olan ve gözle doğrudan temas eden armatürler ışık yarısaydam kaplamalarla dengelenmelidir. * Birden çok ışık kaynağı kullanılıyorsa lambalar ışık geçişlerini dengelenecek uzaklıkta yerleştirilmelidir. * Daha estetik amaçlarla kullanılan bölgesel aydınlatıcılarda ışık farlı renklerde seçilecek olursa bunların keskinliği azaltılarak gözü yorması engellenmelidir. * Oda duvarları açık renkli yapılarak gün ışığından yararlanma miktarı artırılabilir. * Tv izlerken düşük şiddetli ampüller kullanılmalıdır. * Enerji tasarrufu yapan ampüller kullanılmalıdır. Gerek kapalı mekanlar, gerekse sokak aydınlatmasında ışığın verimli kullanlılması gerekir. Işık kaynağından gelen ışığın tümünün istenilen alanları aydınlatması sağlanmalıdır. Işık taşması denilen ve istenmeyen alanların da aydınlatılması verimi düşürür. Özellikle sokak aydınlatmasında ışık kayıpları fazla olmaktadır. Birçok sokak lambası sokakları aydınlatmakla beraber havayı da aydınlatmaktadır. Bu lambalar seçilirken belediyeler üst bölgesi kapalı olan lambaları tercih etmelidir. Bununla beraber reklam panosu, önemli binalar, şelaler veya anıtların gece aydınlatması alttan yukarı değil, yukardan aşağı olacak şekilde ayarlanması gerekir. Sokak aydınlatmalarının sadece tasarruf amacı güdülerek uygun yerleştirilmesi gerektiği söylenemez. son yıllarda kentlerin metropol haline dönüşmesiyle sokak aydınlatması sonderece yaygınlaşmıştır. Bu da çok tartışılan ve üzerinde mutabakata varılan ışık kirliliğinin önlenmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. Işık kirliliği kısaca açıklamak gerekirse gerek duyulan alanlar dışında atmosfere de bolca ışık salınmasıdır. Büyük şehirlerde geceleri gökyüzü de ışıtıldığı için yıldızları görmek mümkün olamamaktadır. Yıldızlar ancak şehrin dışına çıkıldığında görülebilir hale gelmiştir. Bunda sokak lambaları ve dekoratif amaçlı aydınlatmalar büyük rol oynamaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ışık kirliliği hakkında bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Fakat bu çalışmaların devlet tarafından belirgin bir kabul gördüğünü söylemek zordur. Birçok sokak ve resmi bina çevresinin aydınlatmasında bu gerçeklere uyulmamaktadır. özellikle küçük kentlerde bu türden kaygılar neredeyse yok sayılmaktadır. İnsan varlık sahnesinde tutunabilmesi doğal yaşam koşullarına uyum sağlamasıyla mümkün olmuştur. İnsan gereksinim duyduğu eşyayı doğayı ve doğadaki canlıları gözlemleyip kullanarak kendi dünyasını var etmiştir. Bu süreç günümüz yaşam koşullarını doğurmuştur. Bugün insan doğal yaşamın üzerine kendi dünyasını kurmuştur. Gereksinimini ilk çağlardaki gibi doğadan direk alarak değil, üreterek karşılamaktadır. Doğal ısı ve ışık kaynağı olan güneş, ay ve yıldızlardan faydalanan insan bu gözlemleri ile doğaya koşut bir kültür geliştirmişken gereksinimini kendi üreterek karşılaması ile birlikte günümüz takvim ve mesai anlayışına uymaktadır. Güneşin doğması ile birlikte güne başlayan insan güneşin batmasıyla eve kapanırken günümüzde 7 gün 24 saat çalışma ortamına geçmiştir. Son 50 yılda bu hıza ulaşan insanın aydınlanma aracı da bu gelişime koşut olarak gelişmiştir. İnsan ihtiyaç duyduğu enerjiyi bedenini kullanarak üretirken aklını kullanmaya başlaması ile birlikte eşyadan enerji sağlamayı başarmıştır. Bu doğrultuda bir yıldırımdan veya volkandan kaynaklanan ateşten çeşitli yönlerden yararlanma yoluna gitmiştir. Soğuk havalarda ısınabileceğini, yemeğini pişirebileceğini, vahşi hayvanlardan korunabileceğini ve hatta karanlık gecelerini aydınlatabileceğini öğrenmiştir. İnsanın ateş bekçiliğinden ateşi yanında taşımaya geçişi nasıl sağladığı bilinmemektedir. Belki de sert cisimlerin birbirine çarpışmasıyla ortaya çıkan çıngı, belki de sürtünmenin ısı ürettiğinin gözlemleri bu geçişi sağlamıştır. Bölgemizde ateş yakmada 20 yy ilk yarısı sonlarına kadar çakmaktaşı ve demirin kullanıldığı bilinmektedir. İzcilere hala sürtünme ile ateş yakma öğretilmektedir. Tabi her izcinin yanında bir gazlı çakmak olduğu da bilinenlerdendir. Tekniğini geliştiren insan ateşten yararlanma yollarını da geliştirmiş ve ateşi taşıyabileceği aydınlatma araçlarını yapmaya başlamıştır. Bu aydınlatma araçları meşale, kandil ve mum, gazyağı, hava gazı ve pildir. Elektrik enerjisi kullanılarak aydınlatma araçlarına geçiş ise bu serüvenin son halkasını oluşturmaktadır. Taşınabilir birincil aydınlatma aracı olarak reçineli ağaç dallarının kullanılmış olabileceği öngörülmektedir. Daha sonra bu ağaç dallarının üzerine yağlı bez veya deri sarılarak oluşturulan meşalenin aydınlatma aracı olarak kullanıma girdiği ön görülmektedir. Meşalenin yanında kandiller de kullanılmaya başlamıştır. Antik kandiller çeşitli malzemelerden yapılırdı. En sık kullanılan malzemeler pişmiş toprak ve bronz olmakla beraber az da olsa altın, gümüş ve cam da kandil yapımında kullanılmıştır. Kandiller iki kısımda ibaret olup, biri yağ komaya yarayan haznesi diğeri ise fitil deliğidir. Kandil kelimesi dilimize Grekçe ?candela? dir. Türkçemize geçen ?çıra? kelimesinin Latince cucerna kelimesinin bozulmuş şekli olduğu düşünülmektedir. Yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalardan kandil kullanımı Erken Paleolotik çağa kadar inmektedir. Bu dönemde kandiller taş malzemeden yapılırdı. MÖ. 8000 ? 6000 lerde deniz kabukları kandil olarak kullanılmıştır. Filistin?de deniz kabuğundan yapılmış ve kandil olarak kullanılan eşyalar bulunmuştur. Hititlerde aydınlanma aracı olarak kandil kullanıldığını belgeleyen bir veri olamamasına karşın, Hititlerde ??DUG ? sasanna?? kelimesinin kandil anlamına geldiği tahmin edilmektedir. Çeşitli höyüklerde ele geçen üzüm salkımı şeklinde ve bir iple asılarak kullanıldıkları anlaşılan kapların, yanık izlerinden hareketle kandil olabilecekleri düşünülmüştür. Pişmiş topraktan yapılan kandiller, erken dönemlerde elle şekillendirilmişlerdi r. Osmanlı Döneminde bölgemizde kullanılan yirik çıra diye adlandırılan kandillerin benzerleri 3000 yılında kullanılmaktaydı. MÖ. 6 yy. dan sonra çarkla kandil yapım tekniği yaygın olarak kullanılmaya başlanrı. MÖ. 3. sonra kalıp tekniği ile seri üretim kandil yapılmaya başlanır. Artık kandiller yoğun olarak kalıp ile üretilmektedir. Kandil üretimi önemli bir ticaret kolu olarak karşımıza çıkar. Bu dönemin kandil üreten yerleri arasında Ephesos Efes Knidos Datça önemli bir yer tutmaktadır. MS. 1. özellikle Kuzey İtalya?da bronz kandillerden kopya edilen kandiller yapılmaya başlanır. MS. 3. yy. da muhtemelen yağın pahalı ve lüks bir malzeme olmasından dolayı, İtalya?da kandil yapımı azalmaya başlar. Ama Küçük Asya?da ve Kuzey Afrika?da kandil üretimi devam eder. Bu dönem kandillerinin üzerinde mitolojik konulardan Herakles gibi kahramanlar, Afrodithe gibi tanrıça figürleri ile günlük hayattan figürler, meyve, bitki ve geometrik figürler bezenmiştir. 4. itibaren ortaya çıkan, 5. 6. yoğun olarak kullanılan Afrika kandilleri üzerinde sıklıkla, Hıristiyanlık betimleri, haçlar ve monogramlar görülür. 5. 6. yy. larda Batı Anadolu?da büyük bir kısmı başta Ephesos olmak üzere Symrna İzmir ve Sardes?te Aydın Salihli yakınları üretilmiş kaliteli kandiller ortaya çıkar. Bunlarda da Hıristiyanlık sembolleri yer almaktadır. Antik Çağ?da kullanılan kandillerin yakıtları da fitiller kadar çeşitlilik gösterir. Fitil olarak keten, kenevir ve işlenmemiş yün fitil işlevi görmekteydi. Paleolitik çağ?da hayvansal yağlar Yunan ve Roma dönemlerinde zeytinyağı kandilin yanıcı maddesi olarak kullanılmaktaydı. Zeytin yetişmeyen bölgelerde kandil yakmak için zeytinyağı ithal edilmiştir. Bu yanıcı maddelerin yanı sıra kandil yakma için susamyağı, fındık, ceviz gibi meyvelerin yağları ile balık yağı ile Hint yağından da yararlanılmıştır. Kandilin ışığının sarımsı bir renk alması ve yanıcı özelliğinin artması için yağ içine tuz konulduğu bilinmektedir. Kandillerin kullanım yerleri ve kullanım amaçları çok çeşitlilik gösterir. Klasik dönemde kandiller, evlerde nişler içine yerleştirilerek, duvarlara çakılı askılara ya da tavandan sarkan zincirlere asılarak ve ya özel masalar üzerine konularak kullanılırdı. Tapınaklarda ışığın daha fazla olması için kandillerin burun sayısı artırılmıştır. Kandillerin tapınaklara konulduklarına en güzel örnek, Atina Akropolü?deki Erekhtheion? Tapınağına Kallimakhos?un adadığı kandildir. Bu kandil tüm sene boyunca gece ve gündüz sürekli yanıyordu; yirmi burnu ve hurma ağacı biçiminde bir kapağı vardı. Ayrıca kandiller cadde, sokak, maden işçileri madende çalışırken, hamamlarda ve bir yerlere gidilirken önleri aydınlık olsun diye kullanılmıştır. Roma geleneğinde arkadaşlar birbirlerine yeni yıl hediyesi olarak, üzerinde ?? mutlu bir yıl dileğini ?? ifade eden özel kandiller hediye olarak verildiği bilinmektedir. Kandillerin tüm bu kullanım yerlerinin yanı sıra, kült törenlerinde ve sunaklarda yakıldıkları veya adak olarak sunuldukları bilinmektedir. Ölen kişinin mezarına kandil konulması bir gelenekti. Bu geleneğin, kişinin sağlığında temsil ettiği düşüncenin yaşatılacağının göstergesi olarak ölümünden sonra mezarı başına veya tapınak ? ziyaret gibi halkça kutsal kabul edilen mekânlarda yakılmaktaydı. Yapılan arkeolojik kazılarda, mezarlarda bulunan kandillerin birkaç kez veya hiç kullanılmamış olduğu gözlemlenmiştir. Dönemin Roma geleneğinde, ölen kişinin evinin kapısına kandil konulması da oldukça yaygın bir gelenekti. Kandil kullanımı mumun yaygın olarak kullanıldığı 7. sonra azalır. Günümüzde ise kandiller artık bir aydınlatma aracı olarak kullanılmamakta, bir süsü eşyası -biblo olarak kullanımını sürdürmektedirler. Kısaca 1800-1900 yağ lambaları kullanıldı.balina yağından yapılıyordu 1881 lewis HOVAR LATİMER ampulun içindeki ince teli buldu. 5000 yıl önce sümerler yağ lambaları ve kandiller kullandılar 1980 halojen lambalar bulundu 1927 floresan lamba bulundu 1879 edison ampulu icat etti 1911 tungsten yapılan flaman icat edildi 1980 ampulden daha parlak olan halojen icat edildi insanlar meşale gaz lambası kandil mum kullandı ama ampulün yerini hiçbiri tutmaz...... Ampulün icatı insanlık açısından çok önemli ve değerli bir buluştur. Işığa sadece gündüz erişebilen insanoğlu geceleri de ampul sayesinde ışığa erişebilmiştir. Bu buluş insanın yaşam tarzını değiştirmiştir. Sabah güneş doğmasıyla başlayan hayat genelde akşam havanın kararması ile sona ererken artık karanlık zamanlarda insanların daha fazla iş yapmasına neden oldu. Ampulden önce ışık kaynakları olsa da kısa sürede tükendiklerinden hem hesaplı değildi hemde ışık şiddetleri nispeten az olurdu. Bu kadar önemli olan ampulü kim icat etti? İlk olarak ampul kim tarafından icat edildi? Ampul nasıl icat edildi? Konuyla ilgili tüm detaylar Kim İcat Etti?Ampulün kim tarafından icat edildiğine dair bir çok görüş bulunmaktadır. Ampulün icadını bir kişiye bağlamak doğru bir yaklaşım olmaz. Bu önemli aracın bulunması maksadıyla birçok bilim insanı gayret göstermiştir. İnsanların aklına ilk olarak ampulün mucidi olarak Thomas Edison gelir fakat Hiram Maxim, Humprey Davy, Joseph Swan, Alessandro Volta, William Staite, Warren De Le Rue gibi bilim adamlarının birçok katkısı olmuştur. Ama en önemli katkıyı sağlayanların Thomas Edison ve Joseph Swan olduğu değerlendirilmektedir. Joseph Swan ünlü bir İngiliz mucittir. Bireysel olarak en çok merak ettiği hususlardan biri ise ışık ve elektrik arasındaki ilişkidir. 19 yüzyılın ortalarında 1948 elektrikli lambaları geliştirmeye çoktan yüzyılın ikinci çeyreğinde 1879 Thomas Edison laboratuvarında ampülü icat etti. Binlerce deney yaptıktan sonra elektrikle çalışan bir ampül icat etmeyi başardı. Çalışmaları devam ederken 1878 yılında Elektrik Işıklarında İyileştirme’ için patent başvurusunu çoktan yapmıştı. Edison’un icat ettiği ampul yaklaşık 13 saat süreyle ışık veriyordu. Birkaç ay sonra çok uzun süre dayanan ampulleri geliştirdi. 1879 yılının sonlarına doğru akkor lambalar için patent başvurusunu yapmıştı. Bu arada Joseph Swan Edison’a patent ihlali sebebiyle dava açıp kazanmıştır. Daha sonra Swan tüm haklarını Edison’a satmıştır. Daha sonra Edison’un patentleri ile ilgili Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok dava açıldı fakat bunların sonucunda akkor lambanın patent hakkı Edison’un Olarak Ampul Kim Tarafından İcat Edildi? Ampul Ne Zaman Bulunmuştur?Ampul ilk örneği 19 yüzyılında başında Volta tarafından icat edildi. Ama Volta tarafından icat edilen ampulün işlevselliği yeterli görülmemiştir. Volta’dan sonra Humprey Davy daha işlevsel olan ampulü icat etmeyi başarmıştır. Ama bu ampul kömür ile çalıştığı için uzun süre dayanmıyordu. 1840’lı yıllara geldiğimizde Warren De Le Rue ilk olarak işlevsel ampulü icat eden kişi oldu. Warren Davy’nin ampulü geliştirmişti fakat üretilen ampul daha pahalı ürünlerden oluştuğundan dolayı piyasaya giremedi. 1848 yılında William Staite, Warren De Le Rue’nun ampülünü daha da geliştirmiş ve batarya kullanmıştır. Batarya ihtiyacından ötürü bu ampulde piyasaya giremedi. 1850 yılında Joseph Swan, batarya vb. sorunları çözmeyi başarmasına rağmen işlevsellikte geride kaldığı için ışığı yaymada sıkıntılar yaşadığı için onun üretimi de piyasaya genel olarak diğer bilim adamlarının çözemediği sorunları genel olarak çözdü. En önemli girdisi ise filament olarak tungsten kullanmaya başlamasıydı. Ondan öncekiler karbonu tercih etmişlerdi. Ucuz tungsten filament üretiminin bulunmasıyla hala kullandığımız ama giderek kullanımı azalmış olan filament ampuller kullanılmaya devam etti. Tungstenin kullanılmasıyla ampullerin piyasaya girişine ve insanlığa yayılmasına neden oldu.

ampulden önce kullanılan ışık kaynakları