Kuran-ı Kerim’in, 31. suresi olan Lokman Suresi, aynı zamanda Mekki surelerdendir. Bazıları 27. ve 28. ayet-i kerimelerin Medine ’de nazil olduğuna inanmaktadır. Bu surede iki kez geçen “Lokman” ismi, başka hiçbir surede geçmemiştir. Lokman’ın oğluna hikmet, nasihat, öğüt ve tavsiyeleri 8 ayette (12. ayetten 19
Diyanetİşleri Meali (Eski) And olsun ki, Lokman'a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir, övülmeğe layık olandır. Diyanet İşleri Meali (Yeni) Andolsun, biz Lokmân’a “Allah’a şükret” diye hikmet verdik.
Meali: Derken, Âdem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (Yaptigi günahindan pişman oldu ve o ögrendigi kelimeelrle amel edip Rabb’ine yalvardı tövbe etti. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır. (Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 37. ayet) 3.
LokmânSuresi Türkçe Meali, Lokmân Suresi'nin yazılışı okunuşu ve anlamı, Lokmân Suresi sesli dinle Lokmân Suresi, 12. Ayet Meali; 31 - Lokman
12. Andolsun ki biz, Lokman’a hikmet verdik. (Verdiğimiz nimete karşılık) “Allah’a şükret.” diye (emrettik). Kim de şükrederse, kendi lehine şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz ki Allah, (kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu) Ğaniy, (her daim övgüyü hak eden ve varlık
fb8ZUph. Lokman Suresi 12. ayeti ne anlatıyor? Lokman Suresi 12. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...Lokman Suresi 12. Ayetinin Arapçasıوَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ Lokman Suresi 12. Ayetinin Meali AnlamıBiz Lokmân’a hikmet verdik ve “Allah’a şükret!” buyurduk. Kim şükrederse kendi iyiliği için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah kesinlikle hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü hamde, övgüye lâyık olan da O’ Suresi 12. Ayetinin TefsiriLokmân peygamber olup olmadığı tartışılsa da büyük bir velî ve hakîmlerin pîri olduğu kesindir. Bu sebeple “Lokmân Hakîm” lâkabıyla meşhurdur. Cenâb-ı Hak kendisine “hikmet” vermiştir. Allah Teâlâ, Lokmân numûne göstererek, bir babanın evlâdına nasıl örnek olması ve onları nasıl bir İslâmî terbiye ile yetiştirmesi lâzım geldiğini beyân eder. Hikmet; insanın nazarî ilimleri en güzel şekilde öğrenip onların gereklerini yerine getirmesi, böylece üstün ve güzel fiilleri, gücü nispetinde meleke kazanarak kemale erdirmesidir. Hikmet; illet ve sebeplerini bilerek, gâyeye ulaştıracak şekilde ameli ilme, ilmi amele uydurmaktır. Hikmet; gerçek Hakîm olan Allah Teâlâ’nın hükmüne boyun eğmek, nefsin istediğine değil de Hakk’ın istediğine uymak, nefsi tanıyıp dizginlerini ele alarak ölçülü davranmak ve hükmüne karşı koymanın imkânsız olduğunu bildiğimiz Allah’a karşı asla isyan etmemektir. Bu sebeple âyet-i kerîmede “Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten pek çok hayır verilmiştir” Bakara 2/269 buyrulur. Lokmân Hakîm’e verilen hikmetlerden bir misâl şöyledir Bir gün Dâvûd Lokmân Hakîm’den bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça getirmesini istedi. Lokmân Hakîm de ona, kestiği hayvanın dilini ve yüreğini getirdi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Hz. Dâvûd, bu defâ hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesini taleb etti. Lokmân Hakîm, yine koyunun dil ve yüreğini getirdi. Dâvûd ona bunun sebebini sorunca da şöyle dedi “–Bu iki şey iyi olursa, bunlardan daha iyisi olmaz. Yine bu iki şey kötü olursa, bunlardan daha kötüsü olmaz!..” Taberî, Câmiu’l-beyân, XXI, 82 İmâm Mâlik şöyle anlatır “Bana ulaşan bilgiye göre Lokmân Hakîm’e –Sende gördüğümüz bu meziyetin mâhiyeti nedir?» diye sormuşlar, bununla onun faziletlerini kastetmişlerdi. O da şu cevâbı verdi −Doğru sözlülük, emâneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terk etmek ve ahde vefâ göstermek.»” Muvattâ, Kelâm 17 Hikmet sahibi kişiye lâzım gelen, hem ilim hem de amel bakımından bunun şükrünü îfâ etmektir. Bu yüzden hikmetin verilmesi mukâbilinde “Allah’a şükret!” buyrulur. Bu şükrün ilmî yönü, önce o hikmetin Allah Teâlâ’nın bir ihsânı olduğunu bilerek, Allah’ı şirkten pak ve uzak tutmaktır. Amelî yönü ise her türlü söz, fiil ve davranışlarda kendi nefsânî arzularını değil, Allah’ın emrini ve rızâsını gözetmektir. İşte bu sebeple, Lokmân oğluna nasihati vesile kılınarak Allah’a şirk koşmak en büyük zulüm sayılıp kesinlikle yasaklanmış, sonra da sâlih amellerin başında gelen Allah’a kulluk ve ana babaya iyilik emredilmiştir. “Zulüm”; bir şeyi olması gereken yere koymamak, bir kimseyi hakkından mahrum etmek ve adâletsizce davranmaktır. Buna göre en büyük zulüm, şirk yâni tek olan Allah’a zâtında, sıfatlarında, yetki ve hükümlerinde ortak koşmaktır. Çünkü İnsan kendisini yaratan ve her türlü rızkını, nimetini veren Allah’a karşı, bu hususlarda hiçbir katkısı bulunmayan varlıkları ortak koşmaktadır. Bundan daha büyük bir haksızlık ve adâletsizlik olamaz. Yine insanın yalnızca Allah’a kulluk etmesi, tek Yaratıcı olan Cenâb-ı Hakk’ın insan üzerindeki hakkıdır. Fakat şirke düşen, başkalarına tapmakla Allah’ın bu hakkını çiğnemekte ve büyük bir haksızlık yapmaktadır. Dahası ötesi, insan Allah’tan başkasına taparken yaptığı her işte, kendi fizikî, aklî ve rûhî imkânlarından tutun, yer ve göklerdeki bir çok şeyi bu yolda seferber eder. Halbuki seferber ettiği bütün imkânlar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır ve insanın Allah’tan başkasına kulluk ederek onlardan hiçbirini sarf etmeye hakkı yoktur. Ayrıca insanın kendi üzerinde koruması gereken bir hakkı vardır. Bu hak, mükerrem kılındığının farkında olarak kendisini alçaltmamak, layık olmadığı mecrâlara sürüklememek ve onu cezaya müstahak hale getirmemektir. Ancak, şu bir gerçek ki, Allah’tan başkasına tapan kişi netice itibariyle büyük bir cezaya müstahak olduğu gibi kendisini de alçaltmakta, insanlık şeref ve haysiyetini sıfırlamaktadır. Girdiği bu yanlış yol sebebiyle şirk belâsına bulaşan kişinin bütün hayatı, her yönüyle ve tüm anlarıyla zulüm haline gelir. Hatta onun aldığı her nefes bir adâletsizlik ve zulmün ifadesi keyfiyetindedir. bk. Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, IV, 295 Şirkten arınıp tevhide ulaşma sorumluluğundan sonra ikinci talimat ana-babaya iyilik olarak belirlenmektedirLokman Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik TefsiriLokman Suresi 12. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan
Süleymaniye Vakfı Meali [email protected] بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla, الٓمٓ۠ Elif-Lâm-Mîm[*]! [*] Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır. Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli bir konuya vurgu yapılıyor olmasından onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur. اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ Onlar, namazı düzgün ve sürekli kılan, zekatı veren ve ahirete kesin olarak inanan kimselerdir[*]. [*] Bakara 2/3-4, Enfal 8/2-4, Neml 27/2-3. اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ İşte Rablerinden/Sahiplerinden gelen rehbere uyanlar onlardır. Umduklarına kavuşacak olanlar da onlardır[*]. [*] Bakara 2/5. وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ Kimi insanlar da karşı tarafı bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak[1*] ve o yolu önemsiz hale getirmek için aldatıcı sözler satın alırlar[2*]. İşte onlar için alçaltıcı bir azap vardır. [1*] Hac 22/3, 8-9, Lokman 31/20. [2*] Bunlar insan şeytanlarıdır. Tıpkı İblis gibi davranarak insanların duygularını kullanıp batılı hak gibi gösterir ve onları hak yoldan uzaklaştırırlar En’am 6/112. وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْرًاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ Ona ayetlerimiz bağlantılarıyla birlikte[1*] okunduğu zaman sanki onları hiç dinlememiş, sanki kulaklarında tıkaç varmış gibi kibirlenerek yüzünü döner[2*]. Onu acıklı bir azapla müjdele! [1*] Tilavet sözcüğünün kökü olan t-l-v تلو "birden çok şeyin, aralarına kendi cinslerinden olmayan bir şey karışmayacak şekilde peş peşe sıralanması” anlamındadır Müfredât. Buna göre tilavet, birbiriyle bağlantılı ayetleri birlikte okumaktır. [2*] En’am 6/25, İsra 17/45-46, Kehf 18/57, Fussilet 41/4-5, Casiye 45/7-8. خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ Orada ölümsüz olarak kalacaklardır. Bu, Allah’ın vaadidir, mutlaka gerçekleşecektir[*]. Daima üstün ve kararları doğru olan odur. [*] Nisa 4/122. خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ Allah gökleri, gözle görebileceğiniz direkler olmadan[1*] yaratmış, yer kabuğu sizi sarsar diye yere sabit dağlar[2*] yerleştirmiş ve yeryüzüne her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip yerde her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik[3*]. [1*] Ra’d 13/1. [2*] Sabit anlamına gelen راسية râsiye kelimesinin çoğulu olan رواسي revasi, Kur’an’da 9 kez, dağların özelliği olarak geçer. Bu ayette olduğu gibi 2 ayette daha ميد meyd fiiliyle birlikte kullanılır Enbiyâ 21/31, Nahl 16/15. Meyd, “gidip gelme, sallanma, sarsılma” anlamlarına gelir. Bu sebeple kelimenin geçtiği üç ayete, “sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi” şeklinde meal verilmekte, bu da dağların bulunduğu bölgelerde deprem olmadığı gibi bir yanlış anlamaya sebep olmaktadır. Oysa ayetteki أَن تَمِيدَ بِكُمْ en temide bikum ifadesini “sizi sarsar diye” şeklinde çevirmek metne daha uygun olacaktır. Dolayısıyla ayetin meali “sizi sarsar diye yere sabit dağlar yerleştirdi” şeklinde olmalıdır. Ayette insanları sarsacak olan “yeryüzü”dür الأرض. Dağların varlığı insanları bu sarsıntı esnasında korumak, daha güvenli bir yerleşim yeri oluşturmak içindir. Ayette dağların yeri sabitlemesinden bahsedilmemektedir. Nitekim toprak, kum ve alüvyonlu kıyı kesimlerin depremlerde en uzun süreli sarsıntı yaratan, sarsıntının şiddetinin en büyük, hızının en fazla olduğu bölgeler olduğu, dağlık ve kayalık alanlarda ise bu sarsıntıların çok daha kısa ve yavaş olduğu yerbilimleri tarafından da tespit edilmiş gerçeklerdir. Ayet bu gerçeği dile getirmekte, bu özelliğinden dolayı dağlar için demir atma’, sabitleme’ kök anlamından türetilmiş رواسي revasi kelimesi kullanılmıştır. [3*] Bakara 2/164, Hicr 15/19, Şuara 26/7, Neml 27/60-61, Kaf 50/7. هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Haydi gösterin bana, Allah ile aranıza koyduklarınız neyi yaratmış[*]? Aslında yanlışa dalanlar açık bir sapkınlık içindedirler! [*] Nahl 16/20, Hac 22/73, Furkan 25/3, Fatır 35/40, Ahkaf 46/4. وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ Lokman'a hikmet /doğru karar alma yeteneği[1*] verdik; “Allah’a şükret /ona karşı görevlerini yerine getir[2*]!” dedik. Kim şükrederse sadece kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, yaptığını da mükemmel yapar[3*]. [1*] Bakara 2/269. [2*] Ayette “görevini yerine getirmek” şeklinde tercüme edilen “şükür”, yapılan iyiliğin değerini bilmek, yapanı övmek ve hak edilen karşılığı vermektir Müfredât. [3*] Nisa 4/147, İbrahim 14/7, Neml 27/40, Zümer 39/7. وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ Bir gün Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti "Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ona ortak koşmak, gerçekten büyük bir zulümdür /yanlıştır[*].” [*] En’am 6/82. وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ Biz insana, anne ve babasına karşı görevler yükledik[1*]; annesi onu karnında binbir güçlükle[2*] taşır. Onun sütten kesilmesi de iki yılı bulur[3*]. Sen, hem bana hem de annene ve babana karşı görevlerini yerine getir. Dönüp varılacak yer benim huzurumdur. [1*] İsra 17/23-24, Ahkaf 46/15. [2*] “Binbir güçlükle” şeklinde tercüme edilen ifadenin asıl anlamı, “güçsüzlük üzerine güçsüzlükle / acziyet içinde” şeklindedir. Kadın çocuğu taşırken, bedenindeki protein, kalsiyum, demir, pek çok vitamin ve mineral bebek tarafından bol miktarda emilir; ayrıca kadının duygu durumunu da etkileyen pek çok hormonal değişiklik yaşanır. Bu nedenle kadın hamilelikte hem fiziksel hem ruhsal açıdan çeşitli güçsüzlükler yaşar. [3*] Bakara 2/233. Ahkaf 46/15 وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًاۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ Eğer annen ve baban, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak sayman için seninle mücadele edecek olurlarsa sakın onlara boyun eğme[1*]! Ama dünya işlerinde onlara güzelce[2*] eşlik et. Sen bana yönelen kişinin yoluna uy. Dönüşünüz banadır. Neler yaptığınızı size bildireceğim. [1*] Ankebut 29/8. [2*] “Güzelce” diye tercüme edilen kelime “maruf” kelimesidir. Maruf, Kur’an’da belirtilen ölçüler veya evrensel doğrular sayesinde öğrenilir. يَا بُنَيَّ اِنَّهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ Lokman sözüne şöyle devam etti "Yavrucuğum! Yaptığın şey bir hardal tanesi ağırlığında olup bir kayanın içinde, göklerde veya yerde olsa bile Allah onu senin karşına getirir[1*]. Allah lütufkârdır, her şeyin içyüzünden haberdardır[2*]. [1*] En’am 6/59, Enbiya 21/47, Zilzal 99/7-8. [2*] Mülk 67/14. يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ Yavrucuğum! Namazı düzgün ve sürekli kıl[1*], marufun /iyi şeylerin yapılmasını iste, münkerden /kötü şeylerden sakındır[2*], başına gelene sabret /duruşunu bozma. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir[3*]. [1*] Bakara 2/238, Hud 11/114, İsra 17/78, Taha 20/132. [2*] Tevbe 9/71, 112. [3*] Bakara 2/155-157, Al-i İmran 3/186, Şura 42/43. وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ İnsanlara burun kıvırma[1*], yeryüzünde böbürlenerek yürüme[2*]; Allah, kendini beğenen ve övünen hiç kimseyi sevmez[3*]. [1*] “Burun kıvırma!” şeklinde tercüme edilen deyimin Arapça kelime karşılığı “Avurdunu çevirme!”dir. Arapçada karşısındakini küçümseme ve kibirlenme anlamlarına gelen bu deyim, Türkçede “Beğenmeyip küçümsemek, değer vermemek” anlamına gelen “burun kıvırmak” deyimiyle karşılanmıştır. [2*] İsra 17/37. [3*] Nisa 4/36, Hadid 57/23. وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ Yürüyüşünde tabii ol[*] ve sesini alçak tut; şüphesiz ki seslerin en rahatsız edici olanı eşek sesidir.” [*] Furkan 25/63. اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa hepsini hizmetinize soktuğunu[1*], nimetlerini size açıktan ve gizli olarak tastamam verdiğini görmediniz mi? Kimi insanlar bir bilgiye, bir rehbere veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmadan Allah hakkında tartışmaya girerler[2*]. [1*] Bakara 2/164, İbrahim 14/32-33, Nahl 16/12, Hac 22/65, Casiye 45/12-13. [2*] Hac 22/3, 8; Mü’min 40/35, 56. وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun!" denilince "Hayır! Biz, atalarımızı hangi yol üzerinde bulduysak ona uyarız." derler[*]. Şeytan onları alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı uyacaklar? [*] Bakara 2/170, Maide 5/104, A’raf 7/28, Zuhruf 43/22-24. وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ Kim güzel davranarak kendini Allah’a tam teslim ederse en sağlam kulpa yapışmış olur[*]. Her işin sonu Allah'a varır. [*] Bakara 2/112, Nisa 4/125. وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ Kim kâfirlik eder /görmezlikte direnirse onun kâfirliği seni üzmesin[*]. Dönüp gelecekleri yer huzurumuzdur. Yaptıkları her şeyi onlara o zaman bildireceğiz. Allah içlerinde ne olduğunu iyi bilir. [*] En’am 6/33-35, Yunus 10/65, Nahl 16/127, Neml 27/70, Yasin 36/76. نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ Onları bir süre nimetlerden yararlandırır, sonra da ağır bir azaba mahkum ederiz[*]. [*] Bakara 2/126, Al-i İmran 3/178. وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ Onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan kesinlikle "Allah!" derler. De ki "Her şeyi mükemmel yapmak[1*] Allah’a özgüdür." Fakat onların çoğu bunu bilmez[2*]. [1*] Hamd = الحمد, kişiyi kendi yaptığı şeyle övmektir. “Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir” gibi sözler buna girer. Şükür ise kendine iyilik yapanı övmek veya ona iyilikle karşılık vermektir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah’tır. Allah’ın yaptığı ile insanların yaptığı arasındaki farkı göstermek için güzel yerine mükemmel kelimesini kullandık. [2*] Yunus 10/31, Mu’minun 23/84-89, Ankebut 29/61, Zümer 39/38, Zuhruf 43/9-10, 87. وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler de onların mürekkebi olsa ve arkasından yedi deniz daha eklense yine de Allah'ın sözleri /ilmi yazmakla tükenmez[*]. Daima üstün olan ve kararları doğru olan Allah’tır. [*] Kur’an ayetleri, Allah’ın ilminden bize indirilmiş az bir kısmı kapsar İsra 17/85, Kehf 18/109. مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ Sizin yaratılmanız ve tekrar diriltilmeniz sadece tek bir nefsin yaratılması ve diriltilmesi gibidir[*]. Allah, daima dinleyen ve görendir. [*] Enbiya 21/104, Rum 30/11, Kaf 50/15. اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ Allah’ın geceyi gündüzün içine soktuğunu, gündüzü gecenin içine soktuğunu, Güneş’i ve Ay’ı da hizmete koyduğunu görmedin mi[1*]? Her biri, yörüngesinde belli bir süreye kadar akar gider[2*]. Allah, yaptığınız her şeyin iç yüzünden haberdardır. [1*] Gece ile gündüz, güneş ve ay gibi kendi yörüngesinde dönen ayrı varlıklardır Yasin 36/40. Dünyanın Güneş ile yaptığı açının daima değişmesi gece ile gündüzün uzayıp kısalmasına sebep olur. Gece gündüzün içine girince gece kısalır, gündüz uzar. Gündüz gecenin içine girince de gece uzar, gündüz kısalır. Uzaydan çekilen fotoğrafları inceleyenler gece ile gündüzün, daima var olduğunu görebilirler Al-i İmran 3/27, Hac 22/61, Fatır 35/13, Hadid 57/6. [2*] Bu ayete ve göre gece ve gündüz, tıpkı Güneş ve Ay gibi yörüngesi olan ayrı varlıklardır. Kur’an’da dünyanın yörüngesinden bahsedilmemesi Güneş’in, Ay’ın, gecenin ve gündüzün dünyanın etrafında dolaştığını gösterir. Gündüz, kendindeki gösterme özelliği sebebi ile Güneş ışınlarını aydınlığa çevirir. Gecenin karartma özelliği yoktur İsra 17/12. Kutup bölgesinde Güneşsiz gündüzlerin ve beyaz gecelerin oluşması bundandır Ra’d 13/2, Rum 30/8, Zümer 39/5, Ahkaf 46/3. ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ Bunun sebebi şudur Allah gerçek ilahtır; onunla aralarına koyup yardıma çağırdıklarının ilahlığı ise gerçek dışıdır /uydurmadır. Allah daima yücedir, büyüktür[*]. [*] Hac 22/6, 62. اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ Gemilerin denizde Allah'ın verdiği imkânla akıp gittiğini görmedin mi? Bunu, ayetlerinden bir kısmını size göstermek için yapar[*]. Her durumda sabreden /duruşunu bozmayan ve daima şükreden /görevlerini yerine getiren herkes için bunda daha nice ayetler /göstergeler vardır. [*] Yunus 10/22 -23, İbrahim 14/32, İsra 17/66, Hac 22/65, Rum 30/46, Fatır 35/12, Şura 42/32-33. وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ Dalgalar onları gölgelikler gibi kuşatınca Allah’ın dinine bir şey katmadan sadece ona yalvarırlar. Allah onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden yalnızca bir kısmı doğru yolda kalır[1*]. Sürekli döneklik ve nankörlük edenler dışında hiç kimse ayetlerimizi bile bile inkar etmez[2*]. [1*] En’am 6/63-64, Yunus 10/22-23, İsra 17/67-69, Ankebut 29/65. [2*] Önceki ayet ile bu ayet ve benzeri diğer ayetler gösteriyor ki kendine ateist diyenler, zor zamanlarında Allah’a yalvarır. “Allah’a aracısız ulaşılamaz” diyenler de böyle bir zamanda aracıları unutarak doğrudan Allah’a yalvarırlar. Demek ki her insan Allah konusunda gerçekleri bilir ama bile bile yanlış yola girer Ankebut 29/47, 49. يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـًٔاۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ Ey insanlar! Rabbinize karşı yanlış yapmaktan sakının. Ana babanın, evladının başına gelen hiçbir şeyi; evladın da anası ve babasının başına gelen hiçbir şeyi savamayacağı günden korkun[1*]. Allah'ın vaadi gerçektir. Öyleyse dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. O çok aldatıcı insan ve cin şeytanları da sakın sizi Allah ile aldatmasın[2*]. [1*] Bakara 2/48,123, Mearic 70/11-14, Abese 80/33-37, İnfitar 82/19. [2*] Fatır 35/5. اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ O saat /mezardan kalkış saati ile ilgili bilgi sadece Allah katındadır[1*]. O, yağmuru indirir[2*] ve rahimlerde olanı bilir[3*]. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez[4*]. Allah daima bilen ve her şeyden haberdar olandır[5*]. [1*] A’raf 7/187, Ahzab 33/63, Fussilet 41/47, Şura 42/17, Zuhruf 43/85, Naziat 79/42-44. [2*] Şura 42/28. [3*] Al-i İmran 3/5-6, Ra’d 13/8-9. [4*] Hud 11/123, Neml 27/65, Fatır 35/38. [5*] Bu ayete göre Allah’tan başkasının bilemeyeceği üç şey vardır. Bunlar; mezardan kalkış saati, yarın kişinin ne kazanacağı ve nerede öleceğidir. Yağmur ve rahimlerde olanlar ile ilgili “hiç kimse bilemez” ifadesi kullanılmamıştır. Dolayısıyla, hava durumu tahminleri ve ana rahmindeki çocuklarla ilgili bilgiler, Allah’tan başkasının bilemeyeceği bilgiler değildir.
وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâhlillâhi, ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsihnefsihî, ve men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîdhamîdun. ve lekad ve andolsun âteynâ biz verdik lukmân Lokman el hikmete hikmet en uşkur şükretsin li allâhi Allah'a ait, Allah için ve men ve kim yeşkur şükreder fe o zaman, böylece innemâ ancak, sadece yeşkuru şükreder li nefsi-hi kendi nefsi için ve men ve kim kefere örttü, inkâr etti fe o zaman, böylece inne allâhe muhakkak ki Allah ganiyyun gani, zengin, muhtaç olmayan hamîdun hamdedilen Abdulbaki Gölpınarlı Ve andolsun ki biz, şükret Allah'a diye Lokmân'a hikmet verdik ve kim şükrederse faydası kendisinedir ve kim nankörlük ederse artık şüphe yok ki Allah, müstağnîdir, hamde lâyık odur. Abdullah Parlıyan Andolsun biz, Lokman'a isabetli söz söylemek ve iş yapmak hususiyeti, akıl ve derin bilgi verdik ve Allah'a şükret dedik. Çünkü O'na şükreden, kendi iyiliği için şükretmiş olur. Nankörlük etmeyi, yani Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmek suretiyle, yaşamayı tercih eden ise bilsin ki, Allah kesinlikle hiçbir şeye muhtaç değildir ve her zaman eksiksiz övgülere layıktır. Adem Uğur Andolsun biz Lokman'a Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır. Ahmed Hulusi Andolsun ki biz Lukman'a, Allâh'a şükretmesi için Hikmet sistemli düşünme aklı verdik. . . Kim şükrederse, sadece kendi benliğine şükreder. . . Kim de inkâr ederse hakikatindeki nimeti, şüphesiz ki Allâh Ğaniyy'dir, Hamiyd'dir. Ahmet Tekin Andolsun biz Lokman’a ilim, derin anlayış kaabiliyeti, hikmet, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgisi verdik.'Allah’a şükret' dedik. Lütfun değerini bilip şükreden, ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edense, bilsin ki, Allah zengindir, muhtaç değildir, her türlü övgüye, şükre lâyıktır. Ahmet Varol Andolsun biz Lokman'a 'Allah'a şükret' diye hikmeti verdik. Kim şükrederse ancak kendi için şükreder. Kim de nankörlük ederse şüphesiz Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye layık olandır. Ali Bulaç Andolsun, Lukman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o, kendi lehine şükreder. Kim inkâr ederse, artık şüphesiz, Allah, Gani hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayandır, Hamiddir hamd yalnızca O'na aittir. Ali Fikri Yavuz Doğrusu peygamber değil de hikmet sahibi olan Lokmân’a, “Allah’a şükret!” diye ilim ve anlayış verdik. Kim Allah’a ibadet suretiyle şükrederse, ancak kendi nefsi için sevabına şükreder. Kim de nimeti inkâr ederse, şübhe yok ki Allah, onun şükrüne muhtaç değildir, Hamîd’dir= hamd olunmaya lâyıktır. Ali Ünal Doğrusu Biz Lokman’a, “Karşılığında Allah’a şükret!” diye hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendisi, kendi iyiliği için şükreder. Kim de nankörlük yaparsa, muhakkak ki Allah, Ğaniyy mutlak servet sahibi, dolayısıyla kullarının şükründen mutlak müstağnîdir; Hamîd bütün ihtiyaçlarınızı gideren Rabbiniz olarak hakkıyla hamde ve övgüye lâyıktır. Bayraktar Bayraklı Andolsun biz, Lokmân'a “Allah'a şükret” diye hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir; her türlü övgüye lâyıktır. Bekir Sadak And olsun ki, Lokman'a, Allah'a sukretmesi icin hikmet verdik. sukreden kimse ancak kendisi icin sukretmis olur. Nankorluk eden ise, bilsin ki, Allah her seyden mustagnidir, ovulmege layik olandir. Celal Yıldırım And olsun ki Lukmân'a, Allah'a şükret diye hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendi lehine şükretmiş olur; kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki Allah ganiydir, hiç kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur, övülmeğe çok daha lâyıktır. Cemal Külünkoğlu Andolsun ki, biz Lokman'a “Allah'a şükret” diye hikmet verdik. Kim Allah'ın nimetlerine şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur, övülmeye lâyıktır. Diyanet İşleri eski And olsun ki, Lokman'a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir, övülmeğe layık olandır. Diyanet Vakfi Andolsun biz Lokman'a Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır. Edip Yüksel Lokman’a bilgelik verdik “ALLAH’a şükretmelisin.” Kim şükrederse kendisi için şükreder; kim nankörlük ederse, elbette ALLAH muhtaç değildir, Çok Övülendir. Elmalılı Hamdi Yazır Şanım hakkı için Lokmana hikmet verdik ki şükret Allaha diye ve her kim şükrederse kendi lehine eder, her kim de nankörlük ederse her halde Allah ganiydir, hamîddir Erhan Aktaş Ant olsun ki, “Allah’a şükret.” diye, Lokman’a hikmet1 verdik. Kim şükrederse2 kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah kimsenin şükrüne muhtaç değildir. Bütün övgüler, O’nadır. 1- Baskı, zulüm, fitne ve fesadı engellemek için konulan yasa, kural ve ilkeler. Sağlıklı düşünme, gerçeği kavrama, doğru hüküm verme yetisi. Yargı, yargılama, karar, güçlendirme, sağlamlaştırma. 2- Şükretmek Allah’ın verdiği nimet ve imkânları Allah’ın rızasına uygun şekilde kullanmak demektir. Sahip olunan şeylerin hakkının verilmesidir. Örneğin, hayvanların yedikleri yeme karşı et, süt veresi, ağaçlaarın meyve vermesi onların şükretmesidir. Gültekin Onan Andolsun, Lokman'a "Tanrı'ya şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o kendi lehine şükreder. Kim küfrederse, doğrusu Tanrı ganidir, hamiddir. Hakkı Yılmaz Andolsun ki Biz, Lokman'a “Allah'a, kendine verilen nimetlerin karşılığını öde!” diye, haksızlık ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler verdik. –Kim kendisine verilen nimetlerin karşılığını öderse kendisi için öder. Kim de iyilikbilmezlik ederse, şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övgüye en lâyık olandır.– Harun Yıldırım Andolsun biz Lokman'a Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır. Hasan Basri Çantay Andolsun ki biz Lukman'a, Allaha şükret diye rek, hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendi fâidesi için şükreder. Kim de nankörlük ederse hiç şüphe yok ki Allah ganîdir müstağnidir, her hamde o lâyıkdır. Hayrat Neşriyat And olsun ki, Lokmân’a 'Allah’a şükret!' diye hikmet verdik. Ve kim şükrederse, artık ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, hiç şübhesiz ki Allah, Ganîhiçkimsenin şükrüne muhtaç olmayandır, Hamîd hamd edilmeye yegâne lâyık olandır. İbni Kesir Andolsun ki; Biz, Allah'a şükret diye Lokman'a hikmeti verdik. Kim şükrederse; ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de küfrederse; muhakkak ki Allah; Gani'dir, Hamid'dir. İskender Evrenosoğlu Ve andolsun ki Lokman'a hikmet verdik ki, Allah'a şükretsin. Ve kim şükrederse, o taktirde sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse inkâr ederse, o taktirde muhakkak ki Allah; Gani'dir kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur, Hâmid'dir hamdedilen. Kadri Çelik Şüphesiz biz Lokman'a “Allah'a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse artık o, kendi nefsi lehine şükreder. Kim de nankörlüğe saparsa şüphesiz Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye layıktır. Mehmet Ali Eroğlu Kim şükrederse, o kendine şükreder. Kim inkar ederse, şüphesiz Allah, Gani’dir Hamid’dir. Muhakkak ki andolsun, Lokman'a. "Allah'a şükret" diye tarafımızdan hikmet verilmiştir. Mehmet Okuyan Yemin olsun ki biz Lokman’a “Allah’a şükret!” diyerek hikmet doğru hüküm verme yeteneği vermiştik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki şüphesiz ki Allah gerçek zengindir, övgüye layıktır. Muhammed Celal Şems Şüphesiz Biz, Lokman’a hikmet verdik ve ona, “Allah’a şükret,” dedik. Kim şükrederse, kendi yararına şükretmiş olur. Kim nankörlük ederse bilsin ki, Allah mutlaka Ganidir ve her türlü hamda sahip olandır. Muhammed Esed Biz, Lokman'a şu hikmeti bağışladık "Allah'a şükret; çünkü O'na şükreden kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük etmeyi tercih eden ise bilsin ki, Allah, kesinlikle hiçbir şeye muhtaç değildir ve her zaman hamde layıktır". Mustafa Çevik Biz Lokman’a keskin bir kavrayış, isabetli karar verebilme ve ilim bahşettik. Ona bahşettiğimiz nimetlerden dolayı da Rabbine daima şükretmesini bildirdik. Her kim Rabbinin bahşettiği nimetlerine şükretmez de nankörlük ederse, iyi bilsin ki Allah hiç kimseye muhtaç değildir. Şükredilmeye ve övgüye layık olan yalnızca Allah’tır. Mustafa İslamoğlu Doğrusu Biz Lokman'a da şu hikmeti bahşetmiştik "Allah'a şükret! Çünkü O'na şükreden kendi lehine şükretmiş olur. Fakat kim de nankörlük ederse, iyi bilsin ki Allah kendi kendine yeterli olandır, her tür övgüye layık olandır. Ömer Nasuhi Bilmen Zât-ı uluhiyetime andolsun ki, Lokman'a Allah'a şükret diye hikmet verdik ve her kim şükrederse ancak kendi nefsi için şükretmiş olur ve her kim de nankörlük ederse süphe yok ki, Allah ganîdir, hamîddir. Ömer Öngüt Andolsun ki biz Lokman'a Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmeye lâyık olandır. Şaban Piriş Allah’a şükretsin diye Lokman’a hikmet vermiştik. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükreder; Kim de nankörlük ederse, şüphesiz Allah’ın ihtiyacı yoktur, hamde layıktır. Sadık Türkmen ANT OLSUN, Biz Lokman’a hikmet/bilgelik verdik. “Allah’a şükret!” diyerek. Kim şükrederse ancak kendisi içindir. Kim de inkâr/nankörlük ederse; Şüphesiz ki Allah; zengindir, her türlü övgüye lâyıktır. Seyyid Kutub Andolsun ki, biz Lokman'a hikmet verdik. Allah'a şükret» dedik, kim şükrederse kendisi için şükreder. Kim nankörlük ederse bilsin ki, Allah zengindir, övülmeye lâyık olandır. Suat Yıldırım Biz Lokmana "Allah’a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse kendisi için şükreder. Kim nankörlük ederse bilsin ki Allah müstağnidir, hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır. Süleyman Ateş Andolsun biz Lokman'a, "Allah'a şükret!" diye hikmet verdik, kim şükrederse kendisi için şükreder; kim nankörlük ederse Allâh zengindir, onun şükrüne muhtaç değildir, övülmüştür hamde lâyıktır. Süleymaniye Vakfı Lokman'a, Allah’a şükret diyerek hikmeti verdik. Şükreden, sadece kendisi için şükreder. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah’ın kimseye ihtiyacı olmaz, yaptığını da güzel yapar. Tefhim-ul Kuran Andolsun, biz Lokman'a Allah'a şükret» diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o, kendi nefsi lehine şükreder. Kim de küfre saparsa, artık hiç şüphesiz Allah, Ganî hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan dır, Hamîd hamd da yalnızca O'na ait dir. Ümit Şimşek Biz Lokman'a da hikmet verdik ve 'Allah'a şükret' dedik. Kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edene gelince, Allah'ın kimseye ihtiyacı yoktur; her türlü övgü de zaten Ona aittir. Yaşar Nuri Öztürk Yemin olsun, biz Lukman'a şu yolda hikmet verdik "Allah'a şükret." Şükreden kendisi lehine şükreder. Nankörlük edense şunu bilmeli Allah Ganî'dir, Hamîd'dir. En üste taşıEn alta taşıBu yazarın mealini okumaya devam et Bir sureye/ayete tıkladığınızda mealler ilk başta yazar ismine göre alfabetik olarak sıralanır. Yazar isminin solundaki kutucuğu yukarı/aşağı taşıyarak sıralamayı istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Tarayıcınızın çerezlerini silmediğiniz sürece tercihiniz daha sonraki ziyaretlerinizde hatırlanacaktır. Ayrıca bir yazarın ismine sağ tıklayarak bu yazarın mealinin en üstte veya en altta görünmesini de sağlayabilirsiniz.
Lokman Suresi Meali - Elif, Lam, Mim. İşte bunlar mutlak doğru bilgiler ve öğütler içeren kitabın/Kuran’ın ayetleridir. Kulluk görevini en iyi şekilde yerine getirmek isteyenler için doğru yol kılavuzu ve bir rahmettir. Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve bunlardır ahirete şeksiz şüphesiz inananlar. İşte bunlar, Rablerinin gösterdiği doğru yol üzerindedirler, işte bunlardır kurtuluşa erecek olanlar. Ama insanlardan öyleleri de var ki, bilgisizce başkalarını Allah yolundan saptırmak ve ayetleri geçersiz kılmak için bir takım boş hadisleri öne sürerler. İşte böylelerine perişan ve zelil edici bir azap vardır. Böyle birine ayetlerimiz okunduğu zaman, sanki kulaklarında kurşun varmış da hiç işitmemiş gibi yüz çevirir. İşte böylesini can yakıcı bir azapla uyar. İman edip de imanına yaraşır güzel işler yapanlara gelince; bunlar için nimetlerle dolu cennetler vardır. Üstelik bunlar orada kalacaklardır. Bu, Allah’ın hak/gerçek vaadidir. Zira O, mutlak üstün olan ve her hükmü doğru olandır. O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yaratan ve sarsılırsınız diye yeryüzünde kalkmaz kımıldamaz dağlar yerleştiren ve orada her türlü canlı varlığın üreyip çoğalmasını sağlayan Allah’tır. Biz gökten su indirerek onunla her türden güzel bitkilerin çift çift yeşermesini sağladık. İşte bu, Allah’ın yaratmasıdır. Allah ile aralarına koydukları neler yaratmışlar bana gösterin! Hayır! Gösteremezler yanlışta ısrar eden zalimler apaçık bir sapkınlık içindeler. Andolsun ki biz Lokman’a şu hikmeti vahyetmiştik “Her daim Allah’a şükret! Zira kim şükrederse ancak kendi iyiliği için şükretmiş olur, kim de nankörlük ederse iyi bilsin ki Allah hiç kimsenin şükrüne muhtaç olmayan ve her türlü övgüye layık olandır.” Lokman da, oğluna bu hikmetle öğüt vererek demişti ki – Yavrucuğum, sakın Allah’a şirk koşma, şirk çok korkunç bir zulümdür. Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlere katlanarak karnında taşıdı ve onun sütten kesilmesi de iki yılı buldu. Bunun için bize de anana babana da şükret unutma ki sonunda dönüş banadır! Eğer, hiç bir delile sahip olmadığın birtakım şeyleri bana şirk ortak koşman konusunda seni zorlarlarsa sakın onlara itaat etme! Ama yine de şu dünya hayatında onlarla iyi geçin, Daima gönülden bana yönelenlerin yolunu tut zira sonunda dönüşünüz bana olacak ben de size yaptıklarınızı bir bir haber vereceğim. – Yavrucuğum, yaptığın bir iyilik veya kötülük bir hardal tanesi ağırlığınca bile olsa, üstelik bir kayanın içinde saklı olsa veya göklerin ve yerin derinliklerinde kaybolsa Allah onu ortaya çıkarır. Zira Allah ilmiyle her şeye nüfuz eden ve her şeyden haberdar olandır. – Yavrucuğum, namazı kıl, iyiliği emret, kötülüğe engel ol, başına gelen sıkıntılara göğüs gererek sabret. Çünkü bunlar, kararlılık ve direnç isteyen işlerdir. – İnsanlara karşı kibirlenip onlardan yüz çevirme, yeryüzünde çalım satarak yürüme! Çünkü Allah, kendini beğenmiş kibirlileri sevmez. – Yürüyüşünde mütevazı, davranışlarında hep ölçülü ol. Konuşurken de sesini yükseltme! Çünkü seslerin en çirkini eşeğin sesidir. Allah’ın göklerde ve yerdeki her şeyi sizin hizmetinize sunduğunu ve sizi görünür görünmez onca nimetin içinde yüzdürdüğünü görmez misiniz? Ama insanlardan öyleleri de var ki herhangi bir bilgiye, ilahi bir kılavuza ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında ileri geri konuşup tartışırlar. Böylelerine – Allah’ın indirdiği kitaba/Kuran’a uyun, denilince – Hayır, biz, atalarımızdan ne gördüysek ona uyarız, derler. Peki ya şeytan atalarını cehennem azabına çağırmışsa? Her kim ihlâs ve samimiyetle özünü Allah’a teslim ederse sağlam bir kulpa yapışmış olur, unutmayın ki bütün işler önünde sonunda Allah’a varır. Ama kim de gerçekleri örtbas ederse artık onun küfrü seni üzmesin. Nihayetinde onların dönüşü bana olacaktır ben de onlara neler yaptıklarını bir bir haber vereceğim Zira Allah kalplerdeki en mahrem sırları bilendir. Biz o nankörleri dünya nimetlerinden biraz faydalandırır sonra da onları çok ağır bir azaba uğratırız. Eğer sen onlara – Gökleri ve yeri kim yarattı? Diye soracak olsan. Kesinlikle “Allah’tır” derler. Sen de de ki – Hamdolsun Allah’a Fakat buna rağmen onların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar. Zira göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Şüphesiz ki Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan ve övgülerin tümüne layık olandır. Eğer yeryüzünün bütün ağaçları kalem olsa denizleri de mürekkep olsa, hatta bunlara yedi deniz daha eklense, yine de Allah’ın kelimeleri yazmakla tükenmezdi. Nitekim Allah her işinde mükemmel olan ve her hükmü doğru olandır. Hepinizin yaratılması da diriltilmesi de Allah için tek bir kişiyi yaratmak ve diriltmek kadar kolaydır. Kuşkusuz Allah, her şeyi işitendir ve her şeyi görendir. Allah’ın geceyi kısaltıp gündüze, gündüzü de kısaltıp geceye kattığını güneşi ve ayı da sizin istifadenize sunduğunu görmüyor musunuz, her biri belirli bir süreye kadar kendi yörüngesinde akıp gidiyor. Allah’ın sizin her yaptığınızdan haberdardır. İşte bu, Allah’ın hakkın kendisi olduğu, onların Allah ile aralarına koyup dua ile yalvardıklarının da batıl olduğu ve Allah’ın yüceler yücesi ve tek büyük olduğu gerçeğindendir. Yine belgelerini sizin gözünüzün önüne sermek için Allah’ın nimeti sayesinde denizde gemilerin süzülüp gittiğini görmez misin? İşte bunda sıkıntılara çokça sabreden ve nimetlerin hakkını vererek şükredenler için alınacak nice mesajlar vardır. Her biri dağ gibi dalgalar onları dört bir yandan sardığında, şirkten arınarak yalnız Allah’a yalvarıp yakarırlar. Fakat Allah onları kurtarıp karaya çıkarınca da onlardan bir kısmı tevhit ile şirk arası bir yol tutar zaten bizim ayetlerimizi nankör kâfirlerden başkası bile bile inanmamazlık etmez. Öyleyse ey insanlar, Rabbinize karşı gelmekten sakının ve ne evladın babaya ne de babanın evladına herhangi bir fayda sağlayamayacağı o günün dehşetinden korkun! Bilesiniz ki Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir, o halde şu geçici dünya hayatı sizi aldatmasın. Bir de o çok aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın! İyi bilin ki son saatin bu dünyanın sonunun ne zaman geleceği bilgisi yalnızca O’nun katındadır. Yağmuru yağdıran Allah’tır. Anne karnındaki ceninlerin durumunu bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını ve başına ne geleceğini bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah’tır her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan.
Kuran-ı Kerim’in 31. suresi olan Lokman Suresi, Mekke’de nazil olmuştur ve 34 ayettir. Lokman Suresi Anlamı, Arapça-Türkçe okunuşu ve Diyanet MealiLokmân Suresini sitemiz üzerinden Arapça ve Latin harfli şekilde okuyabilir, kabe imamlarından sesli olarak SuresiLokman Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 34 âyettir. Sûre, adını 12. ve 13. âyetlerde anılan Hz. Lokmân’dan almıştır. Mekke’de nazil olmuştur. 2121 harften oluşmaktadır. Kuran-ı Kerim’de iniş sırasına göre 57. Suredir. Başındaki Huruf-u Mukatta şifreli harfler ise Elif Lam Mim’ Sure LOKMAN SURESİHakkında BilgiAdını Allah’ın Lokman Peygamberden ve verdiği hikmetten söz eden 12. ayetten almıştır. Sure 34 ayettir. Mekke döneminin ortalarında, Sâffât suresinden sonra inmiştir. 27, 28 ve 29. ayetlerin Medine’de nâzil olduğu rivayeti de vardır. Mushaftaki resmi sıralamada 31., iniş tarihine göre ise 57. suredir. Surenin nüzul sebebi olarak Alûsî, Kureyşlilerin Hz. Lokman ile ilgili soru sormalarını KonusuKur’an’ın temel nitelikleri hidayet rehberi ve rahmet olması, İyi kimselerin özellikleri ve kendilerine verilecek mükafatlar, İnkarcıların tutumları, Yüce Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren deliller, Yüce Allah’ın bazı sıfatları, Şükür, Ana babaya iyilik, Hz. Lokman’ın ahlâka ilişkin bazı Kur’ân-ı kerîmin iyilere hidâyet ve rahmet vesilesi olduğu, iyilerin husûsiyetleri ve mükâfâtları, kötüler ve uğrayacakları azâb, Lokman Hakîm’in oğluna nasîhatları, Allahü teâlânın ilminin ve kudretinin sınırsızlığı teâlâ Lokman sûresinde meâlen buyuruyor kiLokman aleyhimürrahme oğluna nasîhat ederek dedi ki; “Ey oğulcuğum! Allahü teâlâya şirk ortak koşma! Çünkü şirk; elbette büyük bir zulümdür. Âyet 13Kim Lokman sûresini okursa, Lokman’a aleyhimürrahme kıyâmet günü refîk arkadaş olur. Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî TefsîriLokman Suresi FaziletiResulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki“Her kim Lokman suresini okursa, Emri bil maruf yapanların sayısınca o kişiye on sevap verilir ve kıyamet gününde Lokman aleyhisselam’a arkadaş olur.” Kâdı beyzavi, Beyzafi Tefsir Envarut-Tenzil ve Esrarut-Te’vil 2/98Maddi ve manevi hastalıklara karşı 7 kere okunur. Ayrıca bu sure yazılıp zemzem olan bir kabın içine konulup içilirse, birçok hastalığa Allah’ın izniyle şifa sureyi okuyup da bir vasıatya binse, meydana gelmesi muhtemel kazalara karşı kendisini korumuş sıkıntılarından kurtulmak isteyen kişi, aktarlarda satılan günlük tabir edilen sakızı balla karıştırdıktan sonra Lokman suresinin 27-28 ayetlerini bu karışıma üfler ve sabahları aç karnına yemeğe uzun bir müddet devam hastalıklara şifa istemek için Lokman suresi 7 defa Çeşitli rahatsızlıklar için sure 7 defa okunmalıdırSure Bir Kağıda yazılarak Zemzem suyu dolu bir kabın içine konur ve içilirse, vücuttaki bütün hastalıklar Allahu Teala’nın izniyle ve psikolojik rahatsızlıklar için okunacak en etkili surelerden biridir,Lokman suresi’ni evden çıkarken okuyan mümin, trafikte yaşanacak tehlikelerden uzak olur,Kabe imamı Şureym Lokman Suresi Dinle Abdulbasit Abdussamed Lokman Suresi DinleMuhammed Sıddık Minşevi Lokman Suresi Dinleبِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِLokman Suresi Arapça, Latin Harfli Okunuşu ve Diyanet Türkçe MealiBismillâhirrahmânirrahîmRahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…Lokmân Suresi 1. Ayet الٓمٓ۠ Okunuşu Elif lâm mîm. Meali Elif lâm Suresi 2. Ayet تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ Okunuşu Tilke âyâtul kitâbil hakîmhakîmi. Meali Bunlar, hakîm hikmet ve hükümle dolu olan Kitab’ın Âyetleri’ Suresi 3. Ayet هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِن۪ينَۙ Okunuşu Huden ve rahmeten lil muhsinînmuhsinîne. Meali Muhsinler için hidayet e erdirici ve Suresi 4. Ayet اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ Okunuşu Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhırati hum yûkinûnyûkinûne. Meali Onlar, namazı ikame ederler namaz kılarlar ve zekâtı verirler. Ve onlar, ahirete Allah’a ulaşmaya yakîn hasıl ederler kesinlikle inanırlar.Lokmân Suresi 5. Ayet اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ Okunuşu Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûnmuflihûne. Meali İşte onlar, Rab’lerinden bir hidayet üzerindedirler. Ve işte onlar; onlar felâha Suresi 6. Ayet وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ Okunuşu Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâhuzuven, ulâike lehum azâbun muhînmuhînun. Meali Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah’ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence alay konusu edinirler. İşte onlar için muhin aşağılayıcı bir azap Suresi 7. Ayet وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْرًاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ Okunuşu Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiran ke en lem yesma’hâ keenne fî uzuneyhi vakrâvakran, fe beşşirhu bi azâbin elîmelîmin. Meali Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner gider, onun kulaklarında vakra işitme engeli varmış gibi. Öyleyse onu elîm azapla müjdele ikaz et, uyar.Lokmân Suresi 8. Ayet اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ Okunuşu İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum cennâtun naîmnaîmi. Meali Muhakkak ki âmenû olanlar Allah’a ulaşmayı dileyenler ve salih amel nefs tezkiyesi yapanlar için naîm cennetleri Suresi 9. Ayet خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ Okunuşu Hâlidîne fîhâ, va’dallâhi hakkâhakkan, ve huvel azîzul hakîmhakîmu. Meali Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah’ın vaadi haktır. Ve O; Azîz’dir yüce, Hakîm’dir hüküm ve hikmet sahibi.Lokmân Suresi 10. Ayet خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ Okunuşu Halakas semâvâti bi gayri amedin teravnehâ ve elkâ fîl ardı ravâsiye en temîde bikum ve besse fîhâ min kulli dâbbetdâbbetin, ve enzelnâ mines semâi mâen fe enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîmkerîmin. Meali Gökleri, gördüğünüz gibi direksiz olarak yarattı ve sizi sarsar sarsmasın diye sabit ve yüksek dağlar oluşturdu. Orada her çeşit yürüyen hayvandan üretip yaydı. Ve gökten su indirdik, böylece orada her kerim ikram edilmiş bitkiden çift Suresi 11. Ayet هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ Okunuşu Hâzâ halkullâhi fe erûnî mâzâ halakallezîne min dûnihî, beliz zâlimûne fî dalâlin mubînmubînin. Meali Bu, Allah’ın yaratmasıdır. Öyleyse O’ndan başkaları ne yarattı, bana gösterin! Hayır, zalimler, apaçık dalâlet Suresi 12. Ayet وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ Okunuşu Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâhlillâhi, ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsihî, ve men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîdhamîdun. Meali Ve andolsun ki Lokman’a hikmet verdik ki, Allah’a şükretsin. Ve kim şükrederse, o taktirde sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse inkâr ederse, o taktirde muhakkak ki Allah; Gani’dir kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur, Hâmid’dir hamdedilen.Lokmân Suresi 13. Ayet وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ Okunuşu Ve iz kâle lukmânu libnihî ve huve yaızuhu yâ buneyye lâ tuşrik billâhi, inneş şirke le zulmun azîmazîmun. Meali Ve Lokman, oğluna vaazederek öğüt vererek şöyle demişti “Ey yavrum, Allah’a şirk koşma! Muhakkak ki şirk, azîm çok büyük bir zulümdür.”Lokmân Suresi 14. Ayet وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ Okunuşu Ve vassaynâl insâne bi vâlideyhi, hamelethu ummuhu vehnen alâ vehnin ve fisâluhu fî âmeyni enişkurlî ve li vâlideyke, ileyyel masîrmasîru. Meali Ve Biz, insana anne ve babasına bakmasını vasiyet ettik farz kıldık. Onu, annesi zorluk üzerine zorlukla taşıdı. Ve onun sütten kesilmesi iki yıldır. Hem Bana hem anne ve babana şükret! Dönüş, Bana’ Suresi 15. Ayet وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًاۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ Okunuşu Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ ma’rûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyye, summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûnta’melûne. Meali Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyenlerin yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber Suresi 16. Ayet يَا بُنَيَّ اِنَّهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ Okunuşu Yâ buneyye innehâ in teku miskâle habbetin min hardalin fe tekun fî sahratin ev fîs semâvâti ev fîl ardı ye’ti bihâllâhu, innellâhe latîfun habîrhabîrun. Meali Ey yavrum! Muhakkak ki o amelin, bir hardal tanesi kadar dahi olsa ve o, bir kaya içinde veya göklerde veya yerde bile olsa, Allah onu, kıyâmet günü hayat filminde karşına getirir. Muhakkak ki Allah; Lâtif’tir lütuf sahibi, Habîr’dir haberdar olan.Lokmân Suresi 17. Ayet يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ Okunuşu Yâ buneyye ekımıs salâte ve’mur bil ma’rûfi venhe anil munkeri vasbir alâ mâ esâbeke, inne zâlike min azmil umûrumûri. Meali Ey yavrum, namazı ikame et namaz kıl! Ma’ruf ile irfanla, iyilikle emret ve münkerden kötülükten nehyet münkeri yasakla, mani ol. Ve sana isabet eden şeylere musîbetlere sabret. Muhakkak ki bu, azmedilen mutlaka yapılması gereken Suresi 18. Ayet وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ Okunuşu Ve lâ tusa’ir haddeke lin nâsi ve lâ temşi fîl ardı merahan innallâhe lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûrfehûrin. Meali Ve insanlardan kibirlenerek yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Muhakkak ki Allah, çalımla yürüyenlerin ve çok övünenlerin hiçbirini Suresi 19. Ayet وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ Okunuşu Vaksid fî meşyike vagdud min savtike, inne enkeral asvâti le savtul hamîrhamîri. Meali Ve yürüyüşünde mütevazi alçakgönüllü ol ve sesini alçalt alçak sesle konuş. Muhakkak ki seslerin en çirkini, elbette hamirin merkebin Suresi 20. Ayet اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ Okunuşu E lem terav ennallâhe sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve esbega aleykum niamehu zâhiraten ve bâtıneten, ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîrmunîrin. Meali Göklerde ve yerlerdeki herşeyi, Allah’ın size musahhar emrinize amade kıldığını görmediniz mi? Ve sizin üzerinizdeki görünen ve görünmeyen açık ve gizli ni’metlerini tamamladı. Ve insanlardan bir kısmı hâlâ ilmi, bir hidayete erdiricisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, Allah hakkında mücâdele Suresi 21. Ayet وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ Okunuşu Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, e ve lev kâneş şeytânu yed’ûhum ilâ azâbis saîrsaîri. Meali Ve onlara “Allah’ın indirdiği şeye Kitaba tâbî olun!” denildiği zaman “Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye putlara tâbî oluruz.” dediler. Ve şeytan onları, alevli ateşin cehennemin azabına çağırıyor olsa da mı?Lokmân Suresi 22. Ayet وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ Okunuşu Ve men yuslim vechehu ilâllâhi ve huve muhsinun fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, ve ilâllâhi âkibetul umûrumûri. Meali Ve kim muhsin olarak vechini Allah’a teslim ederse, o taktirde sağlam bir kulba tutunmuş olur. Ve işlerin sonucu Allah’a ulaşır.Lokmân Suresi 23. Ayet وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ Okunuşu Ve men kefere fe lâ yahzunke kufruhu, ileynâ merciuhum fe nunebbiuhum bi mâ amilû, innallâhe alîmun bi zâtis sudûrsudûri. Meali Ve kim inkâr ederse, onun küfrü seni mahzun etmesin üzmesin! Onların dönüşü, Bize’dir. Böylece yaptıkları şeyleri amelleri onlara haber vereceğiz. Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi Suresi 24. Ayet نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ Okunuşu Numettiuhum kalîlen summe nadtarruhum ilâ azâbin galîzgalîzin. Meali Onları biraz metalandırırız geçindiririz. Sonra onları ağır bir azaba maruz Suresi 25. Ayet وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ Okunuşu Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnallâhu, kulil hamdulillâhi, bel ekseruhum lâ ya’lemûnya’lemûne. Meali Ve eğer onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka “Allah” derler. “Hamd Allah’a aittir.” de. Hayır, onların çoğu Suresi 26. Ayet لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ Okunuşu Lillâhi mâ fîs semâvâti vel ardardı, innallâhe huvel ganiyyul hamîdhamîdu. Meali Göklerde ve yerde olanlar, Allah’ındır. Muhakkak ki O; Gani’dir hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, Hamîd’dir hamdedilen.Lokmân Suresi 27. Ayet وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ Okunuşu Ve lev enne mâ fîl ardı min şeceratin aklâmun vel bahru yemudduhu min ba’dihî seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtullâhi, innallâhe azîzun hakîmhakîmun. Meali Ve eğer arzda yeryüzünde bulunan ağaçlar kalem olsaydı ve denizler mürekkep olsaydı ve ondan sonra, onun yedi katı daha deniz eklenseydi, Allah’ın kelimeleri tükenmezdi. Muhakkak ki Allah; Azîz’dir çok yüce, Hakîm’dir hüküm ve hikmet sahibi.Lokmân Suresi 28. Ayet مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ Okunuşu Mâ halkukum ve lâ ba’sukum illâ ke nefsin vâhıdetin, innallâhe semîun basîrbasîrun. Meali Sizin yaratılmanız ve beas edilmeniz yeniden diriltilmeniz, ancak tek bir nefsin yaratılması beas edilmesi gibidir. Muhakkak ki Allah; Sem’î’dir en iyi işiten, Basîr’dir en iyi gören.Lokmân Suresi 29. Ayet اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ Okunuşu E lem tera ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli, ve sahharaş şemse vel kamere kullun yecrî ilâ ecelin musemmen ve ennallâhe bi mâ ta’melûne habîrhabîrun. Meali Allah’ın geceyi gündüzün içine ve gündüzü gecenin içine soktuğunu görmedin mi? Güneş’i ve Ay’ı musahhar emre amade kıldı. Hepsi belirli bir süreye kadar yörüngesinde seyreder. Muhakkak ki Allah, yaptığınız şeylerden Suresi 30. Ayetذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ Okunuşu Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihil bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîrkebîru. Meali İşte bu, Allah’ın hak olması sebebiyledir. Ve O’ndan başka taptıkları şeyler mutlaka batıldır. Muhakkak ki Allah; Âli’dir yüce, Kebir’dir büyük.Lokmân Suresi 31. Ayetاَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ Okunuşu E lem tera ennel fulke tecrî fîl bahri bi ni’metillâhi li yuriyekum min âyâtihî inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûrşekûrin. Meali Gemilerin denizde Allah’ın ni’metiyle yüzerek seyrettiğini görmedin mi? Âyetlerinden size göstermek için. Muhakkak ki bunda, çok sabredenlerin ve şükredenlerin hepsi için elbette âyetler deliller, ibretler Suresi 32. Ayetوَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ Okunuşu Ve izâ gaşiyehum mevcun kez zuleli deavûllâhe muhlisîne lehud dîndîne, fe lemmâ neccâhum ilâl berri fe minhum muktesidun, ve mâ yechadu bi âyâtinâ illâ kullu hattârin kefûrkefûrin. Meali Ve karanlık gölgeler gibi dalgalar onları sardığı zaman, dîni O’na halis kılarak Allah’a yalvarırlar. Böylece onları karaya çıkarıp kurtardığımız zaman, bundan sonra onların bir kısmı mutedil davranırlar aşırı gitmezler. Çok gaddar ve çok nankör olanlardan başkası ayetlerimizi ısrarla bilerek inkâr Suresi 33. Ayet يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـًٔاۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ Okunuşu Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekum vahşev yevmen lâ yeczî vâlidun an veledihî ve lâ mevlûdun huve câzin an vâlidihî şey’en inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrannekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yagurrannekum billâhil garûrgarûru. Meali Ey insanlar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Ve o günden korkun ki; baba, oğluna karşılık veremez yardım edemez. Ve oğul da babasına bir şeyle karşılık veremez. Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Garur tagut, Allah’a karşı sakın sizi Suresi 34. Ayet اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ Okunuşu İnnallâhe indehu ilmus sâati, ve yunezzilul gayse, ve ya’lemu mâ fîl erhâmi, ve mâ tedrî nefsun mâzâ teksibu gaden, ve mâ tedrî nefsun bi eyyi ardın temûttemûtu, innallâhe alîmun habîrhabîrun. Meali Muhakkak ki o saatin kıyâmetin ilmi, Allah’ın katındadır. Ve yağmuru, O indirir ve rahimlerde olan şeyi O bilir. Kimse yarın ne kazanacağını bilemez idrak edemez. Ve kimse arzın neresinde öleceğini bilemez idrak edemez. Muhakkak ki Allah, Alîm’dir en iyi bilen, Habîr’dir haberdar olan.Kuran-ı Kerim Hakkında BilgiKuran-ı Kerim Tüm Sureler Sıralı ListesiKur’ân-ı Kerim Nüzul İniş Sırasına göre SurelerNahl Suresi 90. Ayet TefsiriFatır Suresi 1. Ayet TefsiriFâtır Suresi 29 ve 30. AyetleriFatiha SuresiBakara SuresiBakara Suresi FaziletleriYasin suresiKısa Namaz Sureleri
lokman suresi 12 ayet meali