MuhipDıranas gibi şairler, Türk şiir geleneğinden Fransız şiiri ne, değişik etkilenmeler ve değişik eğilimlerle hececi şiiri gelişti rirlerken; Yedi Meşaleciler Türk şiirini özde yeni ufuklara açmak savıyla ortaya çıkarlar. Sabahattin Ali'nin şiiri bu bağlamda öz ve biçim olarak dönemin tipik özelliklerini taşır.
Baharınİlk Sabahları (Orhan Veli Kanık) Bahçe Görmüş Çocukların Şiiri (Sezai Karakoç) Bahçenin Ürünleri (Erhan Güleryüz) Bahçevan - 1- (Rabindranath Tagore) Bahçevan - 2- (Rabindranath Tagore) Bahçıvan (Özdemir İnce) Bak Bir Erkek Ağlıyor (Ahmet Selçuk İlkan) Bakarsak (Attila İlhan) Baki (Özdemir Asaf)
AhmetMuhip Dıranas’ın ortaokulda Türkçe öğretmeniydi Faruk Nafiz Çamlıbel. Bir “Şiir İlahı”gibi yürüyordu koridorlarda ama Ahmet Muhip’in önünü açmıyordu bir türlü. Şiiri için, “Yok, yok. Bunda iş yok. Boşu boşuna bunlarla uğraşmasın, derslerine baksın,” demişti sınıf arkadaşlarına.
Hatıraşiirini okumak için tıklayın. Ahmet Muhip Dıranas tarafından yazılan Hatıra şiiri ve diğer şair Ahmet Muhip Dıranas şiirleri Antoloji.com'da.
Lise yıllarında ise Cemal Süreya, iyice edebiyata yönelir. Edebi araştırmalar yapan Cemal Süreya bu yıllarda I. Yeni şiiri ile ilgilenmektedir. Bu yıllarda Ahmet Muhip Dıranas ve Özdemir Asaf gibi isimleri fazlaca okur. Üniversite yıllarında ise Cemal Süreya çeşitli takma isimler ile muhtelif dergi ve gazetelerde yazılar yazar.
0zKn. Deniz Kardır yağan üstümüze geceden, Yağmurlu, karanlık bir düşünceden, Ormanın uğultusuyla birlikte Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte Kar yağıyor üstümüze, nerde kaldı, h Yurt Doğuda bir yurdu vardı ozanların, Her gece uykumda bir nal şakırtısı; Serüvenlerini anlatır şarkısı At üzerinde ölen old .......... .......... Yoldan Geçenler Bir rüyada yürür gibi geçerler Evimin önünden her akşam üstü Yüzleri bir duman gibi dağınık Sönmüş saçlarında son damla ışık Bir korkuları var gibi her akşam Evimin önünden g Dost Dost dost diye deli derviş gezdiğim, Bir ağladığım, bir güleyazdığım, Adını dağa taşa kazıdığımBenim bir tanem dost, gözümün nuru! Tutmaz elim, topal ayağım uğru, Amansız Atlıkarınca Ne çektik böyle gülünceyedek Eh, şeniz işte hep bu düğünde! Kar .......... .......... Ağrı Vardım eteğine, secdeye kapandım; Koşup bir koluna sımsıkı abandım. Karlı başın yüce dedikleyin yüce. Sükun içindeki heybetin gönlümce. Devce yapında ilk rahatlığı duydum. Şifa Gece Dün gece lambaların kör ışığı içinde -Herkes ömründe bir kez olsun o yoldan geçer___ Bir sokağa düştüm ki her köşede bir gölge, Her pencerede bir baş, her kapıda bir fener. Hatıra Dün, bir gölge gibi geçti yanımdan Oydu, bir bakışta tanıdım onu; Rüyalarıma tayf halinde konan, Peşime bir korku gibi düşen yapraktı, bazı bir rüzgâr. Dolardı aydınlık o Ölüm O gün bu gün size özendim Her yerde, hava, toprak, deniz Bir serüvendi, gökteyseniz Çıktım, yok, yerdeyseniz indimİlkin, size içkiyi tattırdım Ömür boyunca sarhoşsunuz Ne açsınız ar
“Onu sevmekle geç, ey yaşamak!”* Düz yazı da bile bir musiki ahengi aradığımdan mıdır nedir, şiirden söz açıldığında ilk aklıma gelen isimdir Dıranas. Şiirde yarattığı musikiyle baştan sona “ses”tir ve bu özelliğiyle de diğerlerinden bir adım önde durur. İç-sese olduğu kadar dış-sesin ritmine de önem vermesi ve bunu uyaklarla sağlaması, şiirindeki sesin çağıldamasına, okuyan ruhun hazla dolmasına yol açar. İflah olmaz bir romantizmle yükler yüreğimizi. “Yeşil pencerenden bir gül at bana / Işıklarla dolsun kalbimin içi / Geldim işte mevsim gibi kapına Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ. … Bir kuş sesi gelir dudaklarından / Gözlerin gönlümde açar nergisler / Düşen bir öpüştür dudaklarından / Mor akasyalarda ürperen seher.” ** Henüz lisede okurken edebiyat hocaları olan ve tarafından şiire yönlendirilir. Bu yönlendirilişte elinde Tanpınar’ın hediye ettiği Elem Çiçekleri, vardır. Aynı yıllarda genç Dıranas Fransızcayı Baudelaire’in şiirini daha iyi anlamak için öğrendiğini söyler. Hece ölçüsü sınırları içinde kalarak, ama vurgu ve durak yerlerini değiştirerek az ve özgün şiirler yazan Dıranas, hece şiirinin son kuşağı şairleri arasında yer alır. Aynı zamanda Batı şiirine en yakın olan ve kendinden sonraki şairler üzerinde uzun süre etkili olandır da. Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Sait Faik, Dağlarca, v e Şevket Rado gibi dönemin genç şair ve yazarlarından oluşan edebi bir çevre içinde bulunan Dıranas’ın, kendine ait sembolik, romantik ve empresyonist bir şiir dünyası vardır. Müziği şiirin vazgeçilmez bir parçası olarak kullanımı ve kapalı anlatımlara yer verişiyle sembolik, şiire tarihi bir arka plan verişiyle romantik, dış dünyaya ait görüşlerini duyguların süzgecinden geçirip yazmasıyla empresyonist bir şairdir. Gece, Selam, Hatıra, Bahar Şarkısı, Ben ve O sembolist şiirlerine, Fahriye Abla, Elif, Ağrı, Serenad, Olvido romantik şiirlerine, Sonbahar, Kar, Denizi Özleyen Çocuklar, Bahar Gökleri empresyonist şiirlerine örnek olarak verebiliriz. Çok dile getirilmese de özellikle Olvido, Serenad, Bahar Şarkısı, Hatıra aşk şiirleridir. Dıranas’a göre aşk hayatı, dünyayı ve eşyayı güzelleştirir. Aşk gidince geriye hatıra düzleminde acılar, kederler, pişmanlıklar kalır. “Şiirler” kitabının girişinde kendi şiirini şöyle tanımlar “Ben yaşantımı şiire, şiirimi de bu sevgiye verdim.” İnsan bir yaşamı şiire adıyorsa, yaşamı da şiirdir onun. Aşkı şiir, hüznü şiir, sevinci şiir, yalnızlığı şiirdir… ve böyle bir ruh elbette salt estetiktir, güzelliktir. Dolayısıyla, insanın durumlarını, ruh hallerini anlatan en güzel şiirler onun kaleminden mısralara dökülmüştür ve Olvido buna en güzel örneklerden biridir “Hoyrattır bu akşamüstleri daima / Gün saltanatıyla gitti mi bir defa / Yalnızlığımızla doldurup her yeri/ Bir renk çığlığı içinde bahçemizden / Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan / Lavanta çiçeği kokan kederleri … Ya sen! Ey sen! esen dallar arasından / Bir parıltı gibi görünüp kaybolan / Ne istersin benden akşam saatinde / Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın / Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın/ Hatıraların bu uyanma vaktinde / Sensin hep sen, esen dallar arasından.”… Bazı şiirler vardır ki, şairinin önüne geçer. Ahmet Muhip Dıranas adını bilmeyenler elbet vardır ama Fahriye Abla’yı tanımayan yoktur demek abartılı bir yaklaşım olmasa gerek. Fahriye Abla’nın bu popülerliği şairini bile kıskandıracak düzeye gelmiştir. Dıranas’a bu şiirle ilgili fikri sorulduğunda, ” Kanatlanan şiirler beni aşıyor. Fahriye Abla beni aşmış bir şiirdir. Beni aştığı için de ona biraz hınçlıyım,” der. Neydi Fahriye Abla’daki büyü? Güzel bir “komşu abla” yı anlatırken soğuk bir realizmi dışlayıp, romantizmin ılık sularında, bir çocuk masumiyetiyle yazılması mıydı? Yoksa uzaktan uzağa sevilen bir kadının bir dil musikisi içinde içselleştirilmesi miydi? “Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar / Kapanırdı daha gün batmadan kapılar. / Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden / Hayalimdeki tek çizgi bir sen kalmışsın, sen! / Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen / Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla / Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!” … “Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı, / Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı / İçini gıcıklardı bütün erkeklerin / Altın bileziklerle dolu bileklerin. / Açılırdı kısa eteklerin / Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla / Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla.” … 1935 yılında Varlık dergisinde yayınlanan bu şiir, Yavuz Turgul tarafından 1984 de beyaz perdeye uyarlanmış ve Müjde Ar tarafından canlandırılmıştır. Dıranas, şiirini oluştururken Fransız şiirinden, Halk ve Divan şiirinden etkilenir. İnsan sevgisi, merhamet ve dostluk gibi duyguları şiirine taşır. Şiirlerinde hakim olan tema insan ve doğadır. İçinde var olan insan sevgisi evrensel çizgide hümanist bir tavra dönüşür. Bu hümanist tavır elbette şiire de yansıyacaktır “Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,/ Ama şiirlerimle seni doyuramam ki; Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,/ Daha ötelerine, daha… buyuramam ki. İnsanı insan diye sevmişim, hep severim;/Ve onu tanrılara karşı bile överim. Ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim /Var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki.” … Dıranas, geceyi sever, mavi gökyüzüne hayrandır, dağları anlatır, bulutlara imrenir, ay ışığına aşıktır… Dıranas doğadır, gecedir, aşktır, romantizmdir. Ve her şairin olduğu kadar tepeden tırnağa hüzündür… Batan güneşin hüznünü, lavanta kokan kederleri, dünyanın büyük yalnızlığını anlatır bize. Ve hepimiz, Yağmur şiirinde olduğu gibi bir hüzne kapılırız her sonbahar, nedense… “Ekseri sonbahar gecelerinde / Sızarken camlardan ince bir yağmur Düşünürüz, her şey yerli yerinde / Ama gözlerimiz niçin doludur?”
mektup şiiri ahmet muhip dıranas