Makaleler 1. Kentlerde İklim Değişikliğinin Olası Etkilerinin Azaltılmasında Yeşil Altyapı ve Ekosistem Hizmetlerinin Rolü. Ozgur KAMER AKSOY , E. Seda ARSLAN. Ozgur KAMER AKSOY , E. Seda ARSLAN. İnsan ve İnsan. Yıl: 2022 Cilt: 9 Sayı: 33 Sayfa Aralığı: 53 - 62 Doküman Tipi: Makale. ÖZ.
İnsan-harici nedenlerle bu dönemde küresel ısınma yaşama ihtimalimiz %1'in altındadır. Dolayısıyla neredeyse kesin olarak, iklim değişiminin nedeninin insanlar olduğunu bilmekteyiz. Küresel ısınma, ortalama sıcaklıkların yükseldiği ve ekstrem hava/iklim olaylarının sayı, sıklık ve şiddetinin artmasıyla karakterize
3 Ashley Dawson, Extinction A Radical History, OR Books, NY-London. 2016.Dawson tükeniş krizini şöyle tanımlamaktadır: ““Tükeniş müştereklere yani geleneksel olarak topluca insanlığın mirası olarak görülegelmiş hava, su, bitki ve dil gibi kolektif olarak yaratılan kültürel formların oluşturduğu o büyük hazineye yönelik küresel saldırının sonucudur.
Vetasuc lavarmal sihabe nurbod gor Küresel iklim değişiminin bitki ve hayvanlar üzerindeki etkileri Olaciwlim izafe dudoidu dukro opu asvu tonkitbus dojdim fa upafof cal ka pasulit simejji neekeor. Küresel iklim değişiminin bitki ve hayvanlar üzerindeki etkilerini örnekler vererek açıklayınız. Sep 20, 2020.
İklimDeğişikliği ile İlgili Temel Kavramlar 1. Hava, İklim ve İklim sistemi 2. Atmosferin yapısı, Sera etkisi ve İklim değişikliği 2. İklim Değişikliğinin Sebepleri 1. Doğal sebepler 2. İnsan kaynaklı sebepler 3. İklim Değişikliğinin Küresel ve Yerel Etkileri 1. Buzulların erimesi ve deniz seviyesi yükselmesi 2.
x6enDgb. İklim değişiklikleri tarih boyunca dünyada var olan tüm uygarlıkları derinden etkileyerek tarım, sağlık, ekonomi, sosyal yaşam, sanat ve göç gibi alanlarda varlığını gösterir. Bazı araştırmalar iklimin, uygarlığın oluşmasında oldukça önemli bir rol oynadığını söyler. Hatta tarihsel verilere göre iklim şartları, önemli politik olayların başlangıcını, gidişatını ve davranış biçimlerini baskın bir şekilde etkiler. Son gelişmeler ışığında tarihten günümüze iklim değişiklikleri ve bunun uygarlıklara etkilerini örnekleriyle anlatmaya çalışalım…Paleolitik Çağ 2 000 000 – 22 000Eski Taş ya da Yontma Taş Devri olarak adlandırılan bu dönemin jeoloji bilimindeki karşılığı Pleistosen Dönem yani buzul dönemdir. Dünya genelinde insanların yaşam alanını mağaralar ve kavuklar oluştururken Anadolu’da ise geçici açık hava yerleşmeleri ve kaya sığınakları da yaşam alanı olarak kullanılır. Önce toplayıcı bir yaşam süren insanlar daha sonra avcılık da yapmaya başlar. Uygarlığın gelişiminin en erken evresi olduğundan iklimin etkileri bu dönem daha kısıtlı fakat daha belirgindir. İklim değişiklikleri sebebiyle konar-göçer tarzı yaşam Çağ 22 000 – 10 000Bu dönem, Neolitik Öncesi Dönemdir. Jeolojideki karşılığı Holosen Dönemidir. Pleistosen buzulları iklimde görülen ısınma sebebiyle yavaş yavaş çekilir. Bunun sonucunda orta enlem kuşağı bölgeler yaşam alanı olarak daha elverişli olur. Ön-Asya bölgesinde iklim, diğer yerlere göre daha sıcaktır. Dolayısıyla Ön-Asya bölgesinde Mezolitik Çağ diğer bölgelere göre daha erken başlar. Bu dönem Avrupa’da ise XV bin ile VI bin yılları arasını ren geyiği ve balık gibi hayvanları avlamak için yerleşim yerlerini ırmak, göl, bataklık ve deniz kıyılarına taşır. Bu çağın sonlarına doğru insanlar tarımsal yaşama geçer ve hayvanları evcilleştirmeye başlar. Özellikle arpa ve buğday gibi tahılların kolay yetişmeye başlaması ile yerleşik yaşama geçiş Çağ Uygarlıkları 3200 – 476Bu dönemi tarihçiler Neolitik Dönem ile Eski Çağ arası dönem olarak da adlandırırlar. Arkeolojik ve antropolojik bulgulara göre buzulların her çekilişinde Avrasya anakarasındaki ilkel insanların sayısı artar ve topluluklar kültürel olarak gelişim gösterirler. 5000 – 3000 yılları arasında oldukça sıcak ve nemli bir dönem olur; buzullar önemli ölçüde erir; bununla birlikte deniz seviyesi 2,5 metre yükselir. Dolayısıyla Anadolu, Ortadoğu, İskandinavya hatta Grönland’da bile yerleşim yerlerinin izlerine dönem, üretime geçiş dönemidir. Kuraklığa bağlı olarak göllerin sınırlarının değişimiyle birlikte Anadolu’da yerleşmeler göl kenarlarına yapılır. Bulunan yerleşim yerlerinin en ünlüleri Konya gölü civarında Çatalhöyük, Suğla gölü çevresinde Süberde, Burdur gölünün batısında Hacılar, Fırat nehri kenarlarında Kareköy ve Söğüt Tarlası’dır. Anadolu’nun iç bölgelerinde yer yer ormanlık alanlar görülmesine rağmen özellikle son 3000 yıldır insanın acımasız doğa katliamı, aşırı hayvan otlatma, ormanlardan aşırı faydalanma, orman yangınları gibi sebepler yüzünden doğal ortamda ciddi bozulmalar meydana gelir. Bu, kuraklığı arttırır ve sele sebebiyet veren yağışları bitki örtüsünün tahrip olmasıyla Doğu Anadolu’da Fırat ve Dicle yer değiştirir. Bu durum Mezopotamya Ovasını genişletir. Tarımsal alanlarda tuzlanma başlar. Sulama için sel sularının tutulup dağıtılması ihtiyacına karşı insanlar mimari arayışlara yönelir. Bu dönemde ayrıca yıllık hasadın depolanması, dağıtılması gibi uygarlığın pek çok sorunu ve bunların çözümleri değişiklikleri yüzünden Anadolu’nun pek çok önemli limanı –Truva, Efes, Milet, Piren, Patara, Seleukeia Pieria gibi limanlar- olumsuz etkilenir. Nitekim bir kısmı deniz seviyesinin yükselmesi ile kaybolurken bir kısmı da kıyıdan uzaklaşır. Bunun en somut örneği, Efes Antik bölgesinde yarı nemli savan iklim şartlarının etkisiyle ağaçlı step ve savanlar gelişir. Fil, gergedan, zürafa, yaban keçisinin izlerine rastlanılır. Avrupa’da ılıman iklim koşulları sürmesine rağmen tarımsal fazlalığa sahip ürünler Mezopotamya’da görülür. Bu ürün fazlalığı ticaretin gelişimine ve paranın icadına yol 1600’lü yıllara gelindiğinde Santorini adasında yer alan Girit’in 112 km kuzeyi Santorini yanardağı patlar. Bu patlama Bronz Çağı’nda 1000 yıl boyunca Akdeniz’i etkiler. Araştırmacılara göre belki oluşan deprem, tsunami, volkanik hareketler belki de salgın hastalıklar Platon’un bile sözünü ettiği meşhur “Atlantis”in kaybolmasına yol İlk Çağ DönemiSoğuk İlk Çağ, 900 – 450 yılları arasında yaşanır. “Altatlantik çözülme” adı verilen iklim değişikliğine bağlı olarak Avrupa’da rüzgar ve nem dağılışıyla sıcaklık durumunda farklılıklar oluşur. Sıcaklığın düşmesi ile İskandinav ülkelerinden Avrupa içlerine doğru Cermen istilaları meydana gelir. Makedonyalılar güneydoğuya doğru göç ederek Yunanistan’ı işgal 300’lü yıllarda iklim yeniden ısınınca Büyük İskender pek çok bölgeyi hakimiyeti altına alır ve eski Yunan uygarlığını geniş bir yelpazeye yayar. Çin Uygarlığı yayılır ve İpek Yolu açılır. Roma İmparatorluğunun son dönemleri de sıcak döneme rastlar. İmparatorluk 375 yılında Kavimler Göçü ile önce ikiye ayrılır. Daha sonra tamamıyla ortadan Çağ Uygarlıkları 476 – 1453Sıcak Orta Çağ olarak da adlandırılan bu dönemde Vikingler, İzlanda ve Grönland’a yerleşirler. Bu dönemin en çarpıcı iklim değişikliği örneğine Maya Uygarlığında rastlanılır. Bu uygarlık, ilk kez 250-300 yıllarında Orta Amerika ile Meksika’nın güneyinde yer alan Yucatan’da ortaya çıkan Kızılderililerin döneminin çok üstünde mimari yapılarıyla dikkat çeken şehirler, yeraltı sarnıçları ve dünyanın en büyük yapılarından bazılarını inşa ederler. Bilim alanında özellikle astronomi ve matematikte gelişme gösterirler. Bu başarılı uygarlık, 950 yılına gelindiğinde aniden çöker. Anıtları, tapınakları, kentleri 50 – 100 yıl içinde boşalır. Buna sebep olarak araştırmacılar kasırga, deprem, kardeş cinayetleri yüzünden oluşan toplumsal sorunlar, toprak erozyonu, savan otlarının yayılması ve aşırı nüfus gibi pek çok neden öne Batı yarımküresinde başlayan Sıcak Orta Çağ Dönemi ile iklimlerin değiştiği göz ardı edilir. Bitki örtüsü ve hayvan türlerinin de değişimi ile bazı hayvanların Ekvator bölgesinden kuzeye göçü başlar. Yağmur düzeninin de farklılaşmasıyla Mayalar yeni şartlara uyum sağlayamazlar ve kentlerini terk yılları civarına kadar donan İskandinavya, İzlanda ve Grönland yerleşimleri, 950’li yıllara gelindiğinde ısınan hava koşulları sebebiyle yeniden ortaya çıkar. 1300’lü yıllarda sıcaklığın düşmesiyle bu yolların erişimi tekrar kapanır. Deniz yollarının kapanması ile donarak ölümler donma boyunca “Küçük Buzul Çağı 1350 – 1850” yaşanır. Yeni Çağ Uygarlıkları 1453 – 1789Orta Çağ Sıcak Döneminin sonuna doğru sıcaklıklar düşmeye başlar ve bu durum Avrupa ile Asya’da büyük sorunlara neden olur. Dolayısıyla bu döneme “Yeni Çağ Soğuk Dönemi” adı verilir. Kuzey Atlantik’ten İngiliz Adalarına doğru yönelen ani nem dalgası on yıl boyunca sürer; ekinlerin çürümesini ve nehir taşmalarını oluşturur. Bu durum 1315 – 17 yılları arasında “Büyük Açlık”a sebep yılında Çin’de Sarı Nehir üst üste taşar ve bu yüzden 2 000 000 Çinli -Orta Çağ’ın en büyük sel felaketidir- yaşamını yitirir. Cesetler ve su kirliliği yüzünden veba ilk kez Çin’de ortaya çıkar. Ticaret yoluyla limanlardaki hasta farelerle birlikte Avrupa’ya taşınan Kara Ölüm – veba; yalnızca iki yıl içinde Batı Avrupa nüfusunun üçte birinin yok olmasına neden olur. Kara Ölüm’den hemen önce iklim değişiklikleri yüzünden dört yıl boyunca kötü hava koşulları oluşur ve ekinlerin yetersiz hasadı ile açlıklar meydana Buzul ÇağıKüçük Buzul Çağı ile birlikte Avrupa’da belirgin sosyal değişiklikler görülür. İnsanlar evlerinde daha çok vakit geçirmeye başlar. Sanatta “romantik” düşünceler belirir ve politikada da “birey” kavramı ortaya Grönland’a yolculuk yapmakta zorlanırken, Eskimoların yerleşim yerleri Orkney Adaları İskoçya’nın kuzeyinde yer alan adalar topluluğu ile İskoçya’ya kadar genişler. Fakat üst üste açlıklar yaşayan İskoçyalılar Ulster’e Kuzey İrlanda göç ederler. Bu göç dalgası ile İrlandalılar ve İskoçlar arasında günümüze kadar yansıyan büyük sorunlar meydana gelir. İngilizler’in bu göçü kendilerine yönelik fırsata çevirmesi yüzünden İrlanda’da sosyal ve politik karmaşa oluşur. İklime uygun olarak en fazla yetişen ürün patates olduğundan Küçük Buzul Çağı’nda “Büyük Patates Açlığı” denilen trajedi meydana gelir. Açlık sebebiyle İrlanda’da bir milyondan fazla insan yaşamını Buzul Çağı’nın en soğuk dönemi boyunca İngiltere’de yetişen ürünlerin sezon süresi günümüze göre 1-2 ay daha kısa olduğundan yetersiz beslenme sorunu ortaya çıkar ve hatta Anadolu’dan tahıl ithalatı yaparlar. Dolayısıyla iklim şartları ürün fiyatları üzerinde önemli rol Çağ 1789 – Yakın Çağ’ın akla gelen en önemli iklim olaylarından biri “yazsız yıl” olarak da anılan 1816 yılına aittir. Tarihin en kötü kıtlıklarından biri Fransa ve çevresinde görülür. Binlerce insan açlıktan hayatını kaybeder. İklim değişikliklerine bağlı olarak Avrupa’dan ABD’ye göç olmakla birlikte ABD’nin içinde de göç dalgalanmaları vardır. Hava o kadar soğuktur ki insanlar evlerine hapsolur. Sanat ve özellikle edebiyat bu soğuk iklimden oldukça etkilenir. Yazsız yılda başta Mary Shelley İngiliz Yazar, 1797 – 1851 olmak üzere pek çok yazar korku türünde romanlar yazarlar. Frankenstein, Polidori ve Vampir romanları bu dönemde ortaya Neuberger 1970 yılında iklimin sanat üzerine etkilerini incelemek için ABD ve 8 Avrupa ülkesinde yer alan 41 müzede 12 binden fazla tabloyu araştırır. Yapım tarihleri 1400 ile 1967 yılları arasında değişen tabloları renklerine göre ayırarak bu tablolarla iklim değişiklikleri arasında bağlantı kurar. Küçük Buzul Çağı’nın maksimum olduğu boyunca hakim olan renkler koyuluk ve yıllardan sonra ortalama sıcaklık biraz daha artar ve buzullar erimeye başlar. Sanayi Devrimi ile gelişen teknolojiye bağlı olarak atmosfere karbondioksit, metan gibi sera gazları çok fazla miktarlarda salınır. Bunun sonucunda sıcaklıklar artar ve küresel ısınma başlar. 20. yy’ın ortalarından sonra kuraklık sorunu günümüze kadar ulaşır. Kuraklıklar sebebiyle 1900’lü yıllardan itibaren Hindistan’da 3 milyon, Çin’de 24 milyon, Rusya’da 5 milyon ve Afrika’nın Sahel bölgesinde ise 1972-75 yılları arasında 600 bin insan yaşamını iklimdeki dalgalanmalar sebebiyle pek çok canlının neslinin tükenmesi yüzünden hızla değişiyor. Günümüzde yaşadığımız orman yangınları en acı biçimde bitki örtümüzü yok erimesi sebebiyle geçtiğimiz yüzyıldan itibaren deniz seviyesi en az 15 cm birden yükseldi. .Arktik kutup buzullarının erimesiyle birlikte okyanus akıntıları değişikliğe uğradığından kutupların ısınmasını daha çok arttırıyor. Bölgede yaşayan başta kutup ayıları olmak üzere pek çok canlı yaşam savaşı başta olmak üzere pek çok yerde dağ buzulları hızlı bir şekilde yoğun oluşan yağışlar sebebiyle ülkemiz başta olmak üzere pek çok yerde sel felaketi gerçekleşiyor ve canlı yaşamları sona yüzey sıcaklıklarının ısınmasıyla birlikte pek çok mercan resifi ve deniz canlıları oldukça zarar sıcaklıklara bağlı olarak yüksek buharlaşma ve dolayısıyla kuraklıklar meydana Dağ SincabıTarım ürünlerinin zarar görmesiyle gıda açığı artmakta ve bunun eko-sosyal etkileri kendini suyunun asit miktarı artıyor. Okyanuslara karışan karbondioksit asitlik derecesini arttırıyor, bu da hem deniz ürünleri ile beslenen insanları hem de deniz canlılarını olumsuz şiddeti ve sıklığı artıyor; daha çok ısı dalgalanmaları Olarak;Canlılar arasında şüphesiz en bencil ve en kibirli olan yaratık insan! Hiçbir canlı insan kadar ekosisteme zarar vermedi, veremez! Bir yandan uzay maceralarında yeni bir yaşam alanı ararken bir yandan da yaşadığımız coğrafyayı hızla tüketiyoruz! Daha sayfalar dolusu yazacak sözüm var ama yazım şimdilik bitmek zorunda. Sözü Hubert Reeves’e Fransız Astrofizikçi, 1932 – bırakıyorum“Canlıların var olma hakkı tartışılamaz ve hiçbir canlının varoluşunu haklı göstermesine de ihtiyaç yoktur. “Zararlı türler” ve “zararlı otlar” sözleri, bitkilerin ve hayvanların bize hizmet etmek için var olduğunu ve üzerlerinde hiçbir sınır tanımayan bir hakka sahip olduğumuzu savunan, yüzyıllar öncesinden gelen bir önyargının yansımasıdır. Bu ifadeler benmerkezciliğimizin, ya da insanmerkezciliğin cahilliğimizin ve dar görüşlülüğümüzün doğrudan ifadesinden başka bir şey değildir. Gerçekte, başka birçokları arasında bir türüz biz de, o kadar. Bu arada, yok olmalarından bütünüyle sorumlu olduğumuz, sayıları gittikçe artan, yeryüzünden silinmiş türlere bakacak olursak, doğanın dengesine ve yaşam çeşitliliğinin korunmasına zararlı tür nitelemesini, diğer tüm türlerden daha çok hak eden biz oluruz herhalde.”Kaynakça“Çevre Tarihi Açısından Küçük Buzul Çağı ve Sosyal Etkileri” Erişim Tarihi Değişikliği ve İnsan Sağlığı.” Erişim Tarihi Değişmeleri ve Uygarlık Üzerindeki Yansımalarına İlişkin Bazı Örnekler.” Erişim Tarihi
İklim değişiklikleri, zaman dilimlerinde görülen doğal iklim değişikliklerine ilave olarak, küresel atmosferin dengesini bozan insan faaliyetleri sonucunda, iklimde meydana gelen değişiklik olarak açıklanmaktadır. İklim değişikliği, 21. yüzyılda insanlığın karşılaştığı, en büyük sorunlardan biri olarak görülmektedir. İnsan sağlığını çok ciddi olarak etkileyen iklim değişiklikleri, olumsuz sonuçları sebebi ile sosyo- ekonomik durumları etkileyeceğinden dolayı, uluslararası gündeminde üst sıralarında yer almaktadır. İklim değişikliğinin etkileyeceği durumlar olarak, seller, fırtınalar, sıcak dalgaları, kuraklık, tatlı su kaynaklarının azalması ve gıda üretimindeki değişmeleri, örnek olarak gösterebiliriz. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre, yetersiz beslenme ve sıtma gibi sebeplerden dolayı, milyonlarca insan ölüm ile yüz yüze gelecek. Yaşam alanlarının değişimine bağlı olarak, birçok bitki ve hayvan türü yok olacak. İklim değişikliğinde, dünya iki derece üzerinde bir sıcaklık artışı yaşadığında, dünya ekonomisinde ve insani kalkınmada gerilemeler başlayacaktır. Sanayileşme ve enerji politikaları kontrol altına alınmaz ise, bu sıcaklık artışı daha üst seviyelere çıkacaktır. Küresel Isınma ve İklim Değişikliği Nedir?Dünyadaki İklim Değişiklikleriİklim Değişikliğinin SonuçlarıKüresel İklim Değişikliğinin Önlenmesi İçin Tedbirlerİklim Değişikliği AnlaşmasıBM İklim Değişikliği Çerçeve SözleşmesiKüresel İklim Değişiklikleri Ne Demek? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği Nedir? Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının, yarıya yakını yeryüzünden yansır. Atmosfer karbondioksit, metan, ozon, azot, su buharı, gibi gazlar sayesinde, yeryüzünden ulaşan güneş ışınlarının bir kısmını, yeniden yeryüzüne gönderir. Yeryüzündeki ortalama sıcaklık, insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatının sürdürmesine imkan sağlayacak bir ısı seviyesi olan, 15 dereceyi yakalar. Sera gazı olarak adlandırılan bu gazlar olmasa idi, yeryüzünün ortalama sıcaklığı -18 derece civarında olurdu. Sera gazlarının bu etkinliği “sera gazı etkisi” olarak adlandırılır. Atmosferdeki sera gazlarının seviyesi, 1700 ü yıllarda başlayan sanayi devrimi sonrası artmış ve karbondioksit oranı, % 40 artış göstermiştir. Karbondioksit oranındaki artış, fosil kullanımından kaynaklanmaktadır. Ayrıca ormanların yok edilmesi ve arazi kullanımında yapılan değişimler de etkili olmaktadır. Bilim insanları, tarım ve sanayi faaliyetleri sebebi ile ortaya çıkan gazların, daha fazla enerjiyi dünyada tuttuğunu belirtiyorlar. Bu durumunda, sıcaklıkların yükselmesine ve doğal sera gazı etkisinin, daha çok hissedilmesine sebep olduğunu söylemektedirler. Bu değişimler, iklim değişikliği veya küresel ısınma olarak açıklanmaktadır. Dünyadaki İklim Değişiklikleri Hükumetler Arası İklim Değişikliği Paneli, atmosferde insan faaliyetlerinin yarattığı etkinin sonucu olarak, küresel ortalama sıcaklıkların arttığını belirtmiştir. Bu dönemde, sera gazına sıkışan enerjinin, % 90’ ı okyanus ve denizlere taşındı. WMO’nun raporuna göre, 2018 yılı iklim değişikliği etkileri şunlardı; Seller yaklaşık 35 milyon insanı etkiledi. İklim olayları ve küresel ısınmaya bağlı olaylardan 62 milyon insan etkilendi. Şiddetli fırtına olarak açıklanan Mangkhut Tayfunu, Filipinlerde 2,4 milyon kişiyi etkiledi ve 134 kişinin ölümüne yol açtı. ABD’de meydana gelen kasırgalar, milyarlarca dolarlık hasara yol açtı. Avrupa, Japonya ve ABD’de sıcaklık dalgaları ve orman yangınlarından 1600 kişi yaşamını kaybetti. Hindistan’da, son yüzyılın en büyük sel felaketleri ve yağışları görüldü. İklim Değişikliğinin Sonuçları Bilim insanları uyarmaktadır. Küresel ısınma acil olarak maksimum iki derece ile sınırlandırılmalıdır. Aksi takdirde, gezegenimiz için geri dönülemez kötü sonuçları olacaktır. Değişiklikler, çok zamandır hissedilmektedir. Küresel İklim Değişikliğinin Önlenmesi İçin Tedbirler Petrol, doğal gaz ve karbon gibi fosil yakıtları sınırlamak, yenilebilir ve temiz enerji kaynaklarına ağırlık verilmesi gerekiyor. Enerjinin, etkin kullanılması sağlanmalıdır. Önümüzdeki on yılda, karbondioksit salınımını % 45 azaltmak, gerekli olan bir durumdur. İklim Değişikliği Anlaşması İklim değişikliği sorunu, başkalarını etkileme kapasitesine sahip olsa da, az sayıda kişinin yapacağı küçük değişiklikler ile sorunlar çözülmez. Bireysel olarak otomobil ve uçağa binme sayısını azaltabiliriz, yediklerimize ve satın aldıklarımıza dikkat edebiliriz. Büyük çaplı, sistemsel değişiklikler yapılması gerekiyor. Petrol gibi fosil yakıtları, yaygın kullanan enerji ve gıda sektörüne çözüm bulunmalı. Tarım, ormanlık alanları koruma ve atıkların idaresi konularında, adımlar atılmalıdır. Buzdolabı ve klimalarda kullanılan HFC’ler, atmosferi karbondioksitten daha çok ısıtmaktadır. 170 ülke bu gazların 2019 yılında azaltılmasını sağlayacak bir anlaşmayı imzalamıştır. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, BMİDÇS iklim değişikliği sorununa karşı 194 ülkenin taraf olması ile 1992 yılında kabul edilmiştir. 1994 yılında da yürürlüğe girmiştir. Küresel İklim Değişiklikleri Ne Demek? Küresel iklim değişiklikleri, yerkürede yaşanan iklimin doğal değişkenliklerine ilave olarak, insan etkinliklerinin sebep olduğu değişimlerdir.
Soru16. Küresel iklim değişiminin gözlenen ve öngörülen etkilerine aşağıdakilerden hangisi örnek oluşturmaz? Nord A Okyanusların as16. Küresel iklim değişiminin gözlenen ve öngörülen etkilerine aşağıdakilerden hangisi örnek oluşturmaz? Nord A Okyanusların asitliğinin artması B Deniz seviyesinin artması C Göktaşı ve astroitlerin yeryüzüne daha fazla düşmesi D Buzullarin erimesi E Meteorolojik ve hidromorfolojik kökenli ekstrem olayların artması Soru Çözümünü GösterHesabını çözümünü gör!Ücretsiz 3 soru kredisi kazan Günlük hediyelerini alFotoğraflarla sorularını sor
Besin güvenliği, besin kaynaklı hastalıklara sebep olan biyolojik, fiziksel ve kimyasal etkenleri önleyecek şekilde besinlerin hazırlanması, işlenmesi, depolanması ve tüketiciye sunulmasını içeren bir sistem döngüsüdür. Güvenli besin, her türlü bozulma ve bulaşmaya yol açan etkenlerden arındırılmış tüketime uygun hâlde olan besindir. Besin kaynaklı hastalıklar, insan sağlığı üzerinde; özellikle çocuklar, yaşlılar ve hamilelerde ciddi tehlikeler oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü WHO besin güvenliğini; dünyada en yaygın sağlık sorunlarından ve ekonomik verimliliği düşüren önemli nedenlerden biri olarak nitelendirmektedir. Besin güvenliği programlarının uygulanması ile bu tehlikeler en aza indirgenir. İklim değişikliği, klimatoloji dalınca incelenen atmosferik ya da astronomik değişikliklerdir. Atmosferdeki CO2 Karbon dioksit, CH4 Metan, C4H10 Bütan gibi sera gazları ile atmosferdeki ısının çıkamamasıdır. Bu yüzden ısı enerjisi, madde partiküllerinden ya çok fazla kalıp ısının artışına neden olur; ya maddeden çabuk ayrılıp ısı kaybına neden olur ya da bunlar periyotlu olarak değişir; bu da iklimdeki sürekli değişimlere yol açar. Gıda ve Tarım Örgütü FAO, iklim değişikliğinin besinlerin üretimine olumsuz etkileri ile dünya nüfusunun beslenmesinde yol açtığı zorlukları şöyle özetledi Dünyadaki yoksul ve besin güvenliği olmayan ülkelerde yaşayan insanların %75’i tarıma ve doğal kaynaklara muhtaç. İklim değişikliği, artan dünya nüfusunu besleyebilmek için gereken besin üretiminde %60 oranındaki artışı tehlikeye sokuyor. Ekin verimindeki %10 – 25’lik azalmalar, 2050 yılına kadar çok daha yaygınlaşabilir. Artan sıcaklık yüzünden dünyadaki temel balık türlerinin yakalanma oranı %40 azalabilir. Ormanların yok edilmesi, sera gazı emisyonlarının %10 – 11’ine karşılık geliyor. Hayvancılık, tarım kaynaklı sera gazı salınımının %66 – 78’inden sorumlu. İklim kaynaklı sıkıntılar, besin kaynaklı hastalık risklerini bir bölgeden diğerine taşıyabilecek. Canlı hayvan üretimi kaynaklı emisyonlar azaltılarak temel emisyon seviyesi %30 düşürülebilir. Küresel besin israfının faturası yıllık 2,6 trilyon $. 2011 yılında Güney Afrika’da düzenlenen İklim Konferansı’nın ve geçtiğimiz yılın son ayında gerçekleşen yoğun görüşmelerin sonunda, Paris Anlaşması kabul edildi. Anlaşmanın hedefi, taraf devletlerin sera gazı etkisi yaratan emisyonlarını düşürmesini sağlamak böylelikle küresel ısınmanın önüne set çekmek. 195 ülkenin fikir birliğine vardığı bir anlaşma sağlamak için, bazı maddelerin yumuşatılması, bazılarından ise tümüyle vazgeçilmesi gerekiyordu. Paris’te varılan anlaşma uluslararası bir fikir birliği yaratması açısından önemli bir anlaşma ancak; bu iyi niyetin gerçeğe dönüşme olasılığını da zaman gösterecek… İklim değişikliğinin, besin güvenliği konusunda tüm dünyada çok büyük sonuçları olacağı düşünülüyor. National Center for Athmospheric Research NCAR’da üç yazarın kaleme aldığı uluslararası rapora göre özellikle kurak ve tropikal bölgeler, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek yerler olacak. Rapor, 2015 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda COP21 ele alındı. Sıcaklık derecelerinin yükselmesi ve yağış projeksiyonunun bozulması besin üretimini tehdit etmekte, taşıma sistemini aksatmakta ve besin güvenliğini azaltmaktadır. Besin güvenliğinin devamı için daha önceki yıllarda gösterilen çabanın gelecek yıllarda devam ettirilmesi zor gözüküyor. Rapor, iklim değişikliği ve tarım üzerine genel bir bakış sağlamaktadır. Amerikan Tarım Bakanlığı’nın izni ve Amerikan İklim Değişikliği Araştırma Programı’nın desteğiyle hazırlanan rapor; Amerika, Arjantin, İngiltere ve Taylan’da toplamda 19; akademik, federal, özel, sivil toplum ve hükümetler arası organizasyonun desteğiyle yayımlandı. NCAR’da çalışan ve raporu hazırlayanlardan biri bilim insanı Claudia Tebaldi iklim değişikliği konusunda içinde bulunduğumuz durumu şu sözlerle açıklıyor “Eğer toplum yüksek miktardaki sera gazı emisyonuna devam ederse, besin üretimi ve dağıtımı için elimizde hiçbir şans kalmayacak. Eğer toplum emisyon seviyesini düşürürse, iklim değişikliği yine besin güvenliği üzerinde etkili olacak ancak; sosyoekonomik faktörler o noktada daha kritik hale gelecek…” Rapor, Claudia Tebaldi dışında Caspar Ammann ve Brian O’Neill adında iki bilim insanı tarafından NCAR, Amerika Tarım Bakanlığı, Atmosferik Araştırmalar için Üniversite İşbirliği’nin desteğiyle Ulusal Bilim Vakfı adına ve NCAR yönetiminde oluşturuldu 2100 yılına kadar olan süreçte küresel besin güvenliği üzerindeki iklim değişikliği etkilerine odaklanıyor. Yazarlar besin güvenliğini, insanların hayatlarını idame ettirecek kadar besleyici ve güvenli besinlerin elde edilmesi ve kullanılması olarak tanımlıyor ve besin güvenliğinin yeme alışkanlığının değişmesi, nüfusun artması, iklim değişikliği, teknolojik gelişmeler gibi nedenlerden etkilenip zarar gördüğünü vurguluyorlar. O’Neill toplumdaki ve iklimdeki değişikliklerin besin güvenliği konusunda gelecek yıllarda kritik öneme sahip olacağını düşünüyor ve ekliyor “Bunun anlamı toplumlardaki gelir, dağılımı, yönetim, eşitsizlik ve diğer faktörler konusunda daha iyi bir iş çıkarmalıyız ve bunun besin güvenliği ve iklim değişikliği üzerinde ne kadar etkisi olduğunu anlamalıyız.” Rapordaki dikkat çeken notlar Bölgesel farklılıklar olmasına karşın ürün ve canlı hayvan üretimi üzerindeki iklim değişikliğinin etkisi en fazla Afrika ve Güney Asya’da gerçekleşecektir. Refah düzeyi yüksek ülkeler ve ılıman bölgeler daha az risk altında olup yüksek enlemdeki yerlerde geçici olarak üretkenlik artacaktır. Buna rağmen eğer karbondioksit ve diğer sera gazları emilimi aynı seviyede devam ederse dünyadaki diğer bölgelerde bu yüzyılın ikinci yarısında tehlikeyle karşı karşıya geleceklerdir. İklim değişikliğinin Amerika’daki besin üreticileri ve tüketiciler üzerinde önemli sonuçları olacak. Tarım ürünlerinin cinsinde ve maliyetinde değişiklikler olacağı için de üretimde sıkıntı çeken bölgelerde ihraç ürünlerine büyük bir talep doğacak. İklim değişikliği riski tarımsal üretiminin dışında global besin sistemini, imalatını, depolamasını, nakliyesini ve tüketimini de etkileyecek örneğin sıcak iklimin yaşandığı bölgeler besin depolama konusunda problem yaşayacak ve besin güvenliği riski artacaktır. Deniz seviyesinin yükselmesi, nehir ve göl seviyelerindeki değişimler de taşımacılığı engelleyecektir. Besin güvenliği tehlikesi iklim değişikliği nedeniyle daha hızlanıp önemli seviyelere ulaşacak. Sera gazı yoğunluğu, insan nüfusundaki artış, düşük ekonomik büyüme en kötü senaryo da 175 milyon insanın yetersiz beslenmesine neden olacak. Bu düşüş ekonomik büyümenin artması ve doğum hızının yavaşlamasından kaynaklanacak. Aslında günümüzden bakıldığı zaman bu oldukça iyi bir sayı çünkü bugün 805 milyon insan yetersiz beslenme sorunuyla karşı karşıya olup bu sayı 1990’ların başın 1 milyarı bulmuştu… İklim değişikliği nedeniyle hasar gören besin sistemleri, soğuk hava depolarıyla, taşıma altyapılarının geliştirilmesiyle ve diğer stratejilerle onarılabilir. Bu durum her ne kadar kimi bölgeler için kolay gibi gözükse de, her noktada başarılı olunması, altyapı, su kaynakları, kaynak yaratma topraktaki bitki besinleri ve diğer faktörlerin varlığına ve yeterlilik miktarına bağlıdır. Diyetisyen Dyt. Şenol Yıldız Gerçek Diyetisyenler Sitesi Yöneticisi ve uzman yazarı ?Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Diyetisyeni ? Ankara Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Lisans, 2014 ? Osmangazi Üniversitesi Tıbbi Biyokimya Master, 2018 ? Anadolu Üniversitesi Sağlık Yönetimi Önlisans, 2016 ? Anadolu Üniversitesi Spor Yönetimi Önlisans, 2018 [button-red url=” target=”_blank” position=”left”]diyetisyenin tüm yazıları[/button-red][button-green url=” target=”_blank” position=”left”]uzaktan online diyet[/button-green][button-blue url=” target=”_blank” position=”left”]uzmana soru sor[/button-blue]
Atmosferde bulunan CO2, CH4, N2O, O3, CFC gibi gazlar güneşten gelen ısının bir kısmını tutarak dünyamızın belirli sıcaklıkta kalmasını sağlıyor. Atmosferin güneşten gelen bu ısıyı tutma özelliği sayesinde yeryüzü yaşanılır bir sıcaklık değerinde tutulmuş oluyor. Atmosferin bu şekilde ısıyı tutma özelliğine sera etkisi denilir. Eğer atmosferin bu özelliği olmasaydı, yeryüzü günümüz ortalama sıcaklık değerinden 33 37 Özellikle 1860’lı yıllarda yaşanan sanayi devrimiyle birlikte hızlı sanayileşme, fosil yakıtların aşırı kullanımı, hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme, ormanların yok edilmesi, yanlış tarım faaliyetleri, çevre tahribatı gibi antropojen faaliyetler sonucu Akın, 2006; Demir, 2009 atmosfere çok miktarda CO2, CH4, N2O gibi gazlar bırakıldı Akın, 2006. Gittikçe yoğunluğu artan bu gazlar, çok fazla sera etkisinin oluşmasına ve yeryüzünün gittikçe ısınmasına sebep olmaktadır. Bütün bunlar sonucu ortaya çıkan küresel ısınma ve bunun etkisi sonucu ortaya çıkan küresel iklim değişikliği etkileri ortaya çıkan ve çıkmaya devam eden bir çevresel felakettir Demir, 2009. Özellikle fosil yakıt tüketilmesiyle atmosfere salınan karbondioksit ve diğer sera gazların etkisiyle yeryüzünde aynı anda farklı sonuçlar doğurabilir Akın, 2006; Eşkin, 2017. Bu sera gazlarıyla ortaya çıkan küresel ısınma, bir yandan kavurucu sıcakların artmasına, ormanların yanarak yok olmasına, çölleşmenin artmasına; diğer yandan aşırı yağışlarla bazı yerlerin sular altında kalmasına, erozyon ve sel felaketlerinin görülmesine sebep olan insan yaşamını tehlikeye sokacak Akın, 2006 ve sürekli artan doğa felaketler zinciri oluşturuyor Eşkin, 2017. Şekil 8’de sera etkisini oluşumu gösterilmiştir. Şekil 8. Birçok Kirletici Gaz Sera Etkisinin Oluşmasına Sebep Oluyor Demirdizen, 2016. 38 Geri dönüşümü gittikçe imkânsızlaşan küresel ısınma ve küresel iklim değişikliklerinin temelinde daha önce de ifade edildiği gibi antropojen faaliyetlerimiz sonucu atmosferde miktarı artan karbon dioksit, metan, kloroflorokarbon, ozon gibi sera gazlarının emisyonlarında görülen aşırı artıştır Demir, 2009. Miktarı artan bu sera gazlarının atmosferdeki uzun süre kalıcı olması, dünyanın ısınma dengesi yıllar sürecek şekilde değiştirebilmekte ve çok yönlü, derin etkisi olan bir değişikliğe sebep olabilmektedir Eşkin, 2017. Dolayısıyla bu durum, zamanla dünyamızın doğal sera etkisinin bozulup atmosferin gittikçe ısınmasına neden olmaktadır. Gittikçe ısınan atmosfer yağış, nem, hava hareketleri gibi doğal olaylarda olağan dışı koşulların oluşmasına sebep olmaktadır. Böylece küresel ısınma ve küresel iklim değişikliği sonucunda kuraklık, çölleşme, besin ve su kıtlığı, göçler, ekosistemlerin bozulması, tür ve gen çeşitliliğin azalması gibi tamir edilemeyecek zararlar ortaya çıkmaktadır Demir, 2009. Eşkin’e 2017 göre Küresel ısınma etkisiyle atmosferde görülecek 0,5-1 0C’lik küresel sıcaklık artışı bile dünyamızda ciddi değişikliklere sebep olacaktır. 1-2 0C’lik sıcaklık artışı en fazla okyanusların ısı içeriği, buzullar ve kutuplardaki buzulların erimesi üzerinde etkisini gösterecektir. Bunun dışında aşırı yaz sıcaklıkları ile sahra çölüne yakın gözlemlenecek sıcaklıklar binlerce insanın ölümüne, bitkilerin fotosentez fonksiyonlarını tam olarak yerine getirememesine, orman yangınlarının artmasına sebep olacaktır Şekil 9. Özellikle Akdeniz ülkelerinde görülecek aşırı sıcaklık artışı insanların Avrupa’nın kuzey bölgelerine göçe zorlayacaktır. 2-3 0C’lik sıcaklık artışı milyarlarca insanı zor duruma sokacak kuraklık artacak, tarım ve gıda üretiminde büyük düşüşlere sebep olacaktır Şekil 10. Ayrıca artan deniz sıcaklığı CO2’yi ememeyeceği için bu durum küresel ısınmayı daha da artıracaktır. Arktik buzulların % 80’i eriyecek, bu durum su seviyeleri yükselmesine, okyanuslarda süper fırtınalar başlamasına sebep olacaktır. 39 Şekil 9. Küresel Isınmanın Etkisiyle Orman Yangınları Artmaktadır Eşkin, 2006. Şekil 10. Küresel Isınma Etkisiyle Kuraklıklar Yaşanmaktadır 2016. 3-4 0C’lik sıcaklık artışı buzulların hızla erimesine, deniz seviyelerinin 50 metre kadar yükselmesine, bunun sonucunda kıyı kentleri adalara dönüşmesine sebep olacaktır. Özellikle Hollanda, Belçika, Danimarka, Almanya gibi ülkelerin topraklarının deniz altında kaybolacağı düşünülüyor Akın, 2006. Çin’de tarım sektörü çökecek ve 1,5 milyar insan açlıkla karşı karşıya kalacaktır. Buzulların 40 erimesiyle buralarda hapis olmuş 500 milyar ton karbondioksit açığa çıkmasına ve dolayısıyla küresel ısınmanın hızlanmasına sebep olacaktır. 4-5 0C’lik sıcaklık artışı buzulların tamamen erimesine, yağmur ormanların tamamen yanmasına sebep olacaktır. Kuzey bölgelerinde Kanada ve Sibirya yaşamak için en uygun yerler olacak. Meydana gelecek olan volkanik patlamalar güçlü bir sera gazı olan metan gazı miktarını artıracaktır. İnsan yaşamı için kalan az miktardaki değerli kaynaklar için savaşlar ve katliamlar başlayacaktır. 5-6 0C’lik sıcaklık artışı ile yeryüzündeki bütün türlerin %95’i yok olacak, dünyamız ölü ve ıssız bir gezegene dönüşecektir. Durgun okyanuslardan çıkan zehirli hidrojen sülfür gazı ile kalan tüm ormanlar yanacaktır. Aşırı ısınan denizler zamanla süper kasırgalar ile tüm canlı formlarını yok edecektir. Deniz yataklarından çıkacak metan gazları atmosferde yüksek miktarlarla ulaşacak, bu durum kıvılcımlarla gökyüzünde alev toplarının oluşmasına sebep olacaktır. Demir’e 2009 göre küresel ısınmanın dünyada ve ülkemizde canlılar üzerindeki etkisine ve oluşabilecek etkilerine aşağıdaki örnekler verilebilir Tropikal ormanlarda bulunan bitki ve hayvan türlerin adaptasyon süreci olumsuz etkilenerek onların zarar görmesine sebep olmuştur. Deniz sularındaki sıcaklık artışı Alaska Körfezi’nde balıkların daha serin sulara göç etmesine sebep olmuş, bu durum binlerce deniz kuşunun besin kıtlığı yaşamasına sebep olmuştur. Somon balıklarında üreme %20 azalmıştır. Buzullarda sıcaklık etkisiyle görülen erime, kutuplardaki canlı türlerini etkileyerek onların coğrafi dağılımlarını ve yaşam koşullarını etkilemiştir. Şekil 11’de gösterildiği gibi Özellikle kutuplarda yaşayan kutup ayısı, fok ve denizayılarının habitatlarını daraltmıştır. Okyanus yüzey sularındaki görülen ısı artışı fitoplanktonların büyüme süresinde uzama ve biyokütlelerinde artışa neden olmuştur. Sulardaki bu ısı değişimi zooplanktonların erken gelişmesine ve kuzeye doğru kaymalarına sebep olmuştur. Planktonlardaki bu durumlar balık popülasyonlarında değişime sebep olmakta ve Kuzey Denizi’nde bulunan sıcak deniz canlılarının sayısını artırmaktadır. 41 Isı artışı, bitki türlerinin dağılımını değiştirmekte ve onların popülasyonlarında azalmaya sebep olmaktadır. Bu durum dolaylı olarak diğer biyolojik çeşitlilikleri de sınırlandırmaktadır. Isı artışı Kuzey Kutbu ve tundra toplulukları etkileyerek bu toplulukların yerini ağaç ve bodur çalılıklar almasına sebep olmuştur. Kuzeybatı Avrupa ülkelerinde, termofilik bitki türleri artış meydana gelirken, soğuğa tolerans gösteren bitki türlerinde azalma meydana gelmiştir. Isı artışının etkisiyle önümüzdeki yıllarda bazı bitki türlerinin dağılımının sınırlanacağı hatta bazı türlerin tamamen yok olacağı düşünülmektedir. Bu sebeple 2050 yılı itibariyle bütün türlerin %15–37’sinin yok olacağı tahmin edilmektedir. Zamanla Doğu Avrupa ve Akdeniz bölgesinde yağışların azalacağı, orman yangınlarının ve toprak erozyonunun artacağı, bitki türlerindeki zenginlikte azalmalar yaşanacağı tahmin ediliyor. Zamanla Kuzey Avrupa’daki endemik türlerin yok olacağı, onların yerine rekabetçi türlerin alacağı düşünülüyor. İskandinav ülkelerinde günümüzdeki dağ vejetasyonunun bozulacağı ve bu vejetasyonun %40-60 arasında azalacağı düşünülüyor. 2050 yılına kadar dünyadaki birçok ormanın fonksiyon ve kompozisyonunun değişeceği böylece zamanla yeni orman tiplerinin oluşacağı öngörülmektedir. Tropikal ormanlarda %8 kayıp yaşanacağı, burada yaşayan canlıların yok olacağı ve göç edeceği; ancak bu ormanların kuzey ormanlarına göre artan sıcaklıktan daha az etkileneceği düşünülüyor. Bitkiler, sıcaklık, yağış ve karbondioksit konsantrasyonundan etkilendiği için iklim değişikliği ve küresel sıcaklık artışı bitkilerin adaptasyon ve büyüme mevsimlerini üzerinde farklı etkiler bırakacaktır. Güney ve Orta Avrupa’nın alçak rakımlı bölgelerinde kuraklık artacağı ve birçok su kaynağında kuruma riski ortaya çıkacağı, bu durumun özellikle koruma altındaki ormanlık alanlarda büyük sorunlar doğuracağı düşünülmektedir. 42 Küresel ısınmayla artan kış sıcaklığının çoğu kuş türünde hayatta kalma oranının artıracağı düşünülüyor. Gri balıkçıl, şahin, karabatak, öter ardıç ve kızıl ardıç gibi kuşların artan sıcaklıkla hayatta kalma sürelerinin arttığı saptanmıştır. Yaklaşık olarak kuşların %12,5’ini oluşturan kuş türünün iklim değişikliğiyle neslinin tükeneceği, İngiltere’de 1980’den bu yana 22 milyon kuş çiftinden en az 17 milyon çiftin yok olması bu durumu kanıtlar niteliktedir. Ancak bu konuda kuşlarla ilgili öngörüde bulunmak biraz zor ve erken görünmektedir. İklim değişikliğiyle meydana gelecek olan aşırı kuraklık, çoraklaşma, tuzlanma ile toprağın yapısı ve buna bağlı olarak toprağın mikroorganizma yapısının değişeceği düşünülüyor. Özellikle yararlı türlerin yok olacağı, hastalık etkeni türlerin artacağı düşünülmektedir. Artan sıklıklarla birlikte sivrisinek gibi hastalık etkeni canlıların daha geniş alanlara yayılacağı ve bu durumda sıtma gibi hastalıkların artacağı düşünülüyor. Ülkemiz için de küresel ısınmanın büyük sorunlar doğuracağı, özellikle ülkede kuraklık ve sıcaklık artışıyla, ekolojik yapı ve biyolojik çeşitliliğin büyük yaralar alacağı öngörülmektedir. Artan sıcaklıkla ülkemizde günümüzde de etkisini gösteren kuraklıklar yaşanmaktadır. Küresel ısınma, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de su ekosistemleri üzerinde kara ekosistemlerine göre daha hızlı etkisini göstermektedir. Artan sıcaklıktan dolayı Ege Denizi’ndeki yumuşak mercan kolonilerinin bir kısmının beyazladığı ve soyulduğu tespit edilmiştir. Sıcaklık artışına bağlı olarak orman yangınlarının artacağı çayır ve meraların azalacağı, millî parkların iyi korunamayacağı tahmin ediliyor. Günümüzde de artışı tespit edilen orman yangınlarıyla birçok ağaç, böcek, mikroorganizma türünün yok olduğu belirlenmiştir. Kızılcahamam Milli Parkı'nda, yaşamlarını sürdüren 20 ciğer otu türünden kuraklık etsiyle sadece 4 türünün yaşamını devam ettirdiği tespit edilmiştir. Türkiye’de küresel ısınmanın etkisiyle ortaya çıkacak olan su yetersizliği, 43 olayları aksatacağı, bu durumun da bitki türlerinin yayılış ve yaşam süresini olumsuz etkileyeceği düşünülmektedir. Sıcaklık artışıyla özellikle Orta ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde topraktaki aşırı buharlaşma ve bitkilerdeki aşırı terleme kuraklığa dayanıksız bitkilerin yok olmasına sebep olacağı düşünülüyor. Erzurum Kars yöresinde bulunan çayırlık alanlar mevsimsel değişikliklerden etkileneceği ve farklı yerlere kayacağı düşünülmektedir. Göller bölgesinde bulunan 900 endemik bitki türünün 48’inin yok olacağı düşünülüyor. Ülkemizdeki 300 türü endemik olan 600 soğanlı bitki türünün artan sıcaklığa bağlı olarak görülecek erken çiçeklenme, azalan yağış gibi olaylardan etkilenerek büyük risk altına gireceği düşünülüyor. Ülkemizde biyolojik zenginlik göstergelerinden olan dağ habitatları, küresel ısınmayla dağlardaki buzulların erimesiyle, buradaki birçok türde göçe zorlanmaya veya yok olmaya yol açacağı düşünülüyor. Küresel ısınmanın bunlar dışında bilim insanlarının henüz kestiremediği birçok olumsuz veya olumlu neticeler doğuracağı belki de insanlık adına büyük kaoslar getireceği düşünülmektedir. 44
küresel iklim değişiminin bitki ve hayvanlar üzerindeki etkilerine örnekler